İşçi Emekçi Birliği’nin “Birlikte tartışıyoruz: sınıfı hareketinin durumu ve deneyimlerimiz ışığında; ne yapmalı?” şiarıyla düzenlediği etkinlikte 22 kurum sunum yaptı.

Şişli Belediyesi’nin Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde gerçekleşen forum devrim ve sosyalizm yolunda yaşamını yitiren devrimciler adına yapılan saygı duruşuyla başladı.

4 oturum şeklinde planlanan etkinlikte kurum temsilcilerine 10’ar dakika süre verilirken, kurumların sunum sıralamaları forumun örgütlenmesi sırasında kura yöntemiyle belirlendi.

Forum yoğun katılım, verimli tartışma ve öneriler ile gerçekleşti.

Türker Demirci

Türker Demirci’nin yaptığı açılış konuşmasında işçi sınıfın güncel durumuna dair sayılar vererek, resmi rakamlara göre 16 milyon 413 bin, sadece yüzde 15’inde sendikalı işçi bulunduğu ve kayıtlara göre 212 sendikadan sadece 61’nin barajı geçebildiği aktardı. Demirci, bu veriler ışığında yapılacak tartışmaların çok önemli, işçi sınıfı mücadelesi verenlerin birbirlerini anladıkları, anlattıkları, şimdi ve ilerde neler yapabileceğine dair bir program görevi taşıyabileceğinin altını çizdi.

1. OTURUM

Dev Yapı-İş Sendikası Genel Eğitim Sekreteri Derya Ulu dünyada yükselen işçi sınıfının mücadelesini selamlayarak konuşmasında şunları söyledi:

“İnşaat iş kolunda 1 milyon 600 bin işçi çalışıyor, çok düşük örgütlülüğü bulunmakta. Kadın iş kolunun az olduğu bir sektör. Taşeronlara bölündüğü ve çok çalıştırıldığı için iş cinayetlerinin çok olduğu bir sektör. Bu sektörde çok direniş olmasına ve kazanılmasına rağmen, ekonomik bazlı olması ve çok sık iş değiştirilmesinde kaynaklı örgütlenmeye dönüştürmekte zorlanıyoruz. Mücadeleler çoğalıp basında yer aldıkça, bize dönüşler daha çok oluyor, işçi sınıfı bize güven duymaya başlıyor.”

Proleter Devrimci Duruş konuşmasında nitelik-nicelik bağlantısına dikkat çekerek, “Daha fazla sayıda insanı çekmek daha iyi gözüküyor ama, sorun bittiği anda, bir bilinç kazanamıyorsa çok hızlı dağılabilirler. Konu sadece sayı olsa bazı şeyler çok daha hızlı çözülebilirdi, ama nitelik olmadığı zaman, işçi sınıfının bilinci gelişmiyorsa bir ilerleme olmayabiliyor.” dedi. PDD, örnek olarak farklı noktalarda gerçekleşen 1 Mayıslara dikkat çekerek “Maltepe’de olan kalabalık bir 1 Mayıs yerine, Taksim Meydanı’nda daha küçük bir grubun eylemi devlete daha çok korku verebilmektedir. Veya bir örnek olarak DİSK Genel-İş sendikası sayısını çok arttırıyor, ama nasıl artıyor, CHP ile bir anlaşma yapılıyor, bu anlaşma sonucu işçiler DİSK Genel-İş’e üye yapılıyor.” dedi.

PDD, diyalogcu sendikal anlayışın, sokak hareketi yerine pazarlık yapmayı tercih ettiğini belirterek, “Adının devrimci olan bir sendika faşist İYİ parti ile diyalog kuruyor, basına pozlar veriliyor veya işçileri daha fazla sömürmek için kurulmuş TÜSİAD ile ziyarete gidilip basında pozlar veriliyor.” dedi.

Metal İşçileri Birliği adına söz alan Onur İnce

Metal İşçileri Birliği, oturumun başında aktarılan sendika üye sayılarına birkaç ekleme yapmak istediklerini söyleyerek “Sendikalı üyelerin 3’te 1’i toplu iş sözleşmesine giremiyor, sendikaların çoğu sendika bürokratların elinde ve sendikaların bir çok eylemi yasaklanıyor, engellendiğine” dikkat çekti.

Metal iş kolunda işçi sınıfına karşı kurulan ittifaklardan bahsederek “MESS ile metal sendikalarında bürokratları ve devlet arasında kurdukları ittifakı görmek gerekiyor. Mücadele ederken bunu göz ardı etmemek lazım.” dedi. MİB, işçi sınıfının siyasallaştırmanın, tabandan yönetimin de dahil edildiği sınıf sendikacılığının ve fili meşru mücadelenin önemine değindi.

İşçi veya sendika temsilcilerin seçim süreçlerinde işçilerin değişim talepleri hakkında “Temas ettiğimiz birçok işçi şu temsilciyi indirelim, yeni birini seçelim diyorlar ama bahsettiğim konular olmadığı sürece, seçilen kişiler sisteme yedekleniyorlar.” sonucuna dikkat çekti.

MİB, konuşmasını mücadele yöntemiyle önemli bir yeri olan Metal Fırtına deneyimiyle sonlandırdı.

İşçi Hareketi Koordinasyonu adına Ferhan Yılmaz

İşçi Hareketi Koordinasyonu adına yapılan konuşmada “Sendikal hareketi tek başına yeterli bulmuyoruz, işçi sınıfının dünyayı değiştirebilecek güce sahip olduğunu düşünüyoruz.” değerlendirmesinde bulunuldu.

 

 

 

 

Birleşik İşçi Hareketi, işçi sınıfının son beş yılda tüm baskılara karşı sokakta mücadelesini sürdürdüğünü ama neden daha kalıcı örgütlenmelere dönüşmediği söyleyerek “Burada kendimize bakıp, kendimizi de sorgulamamız gerekiyor.” dedi.

Birleşik İşçi Hareketi adına Meliha Kayacı

BİH konuşmasının devamında şunları söyledi: “Ne yapmalı kısmında işçi sınıfının politikleşip, politik öncüleriyle buluşturmak lazım. Kadın hareketinin politik örgütlerle, politik örgütlerin kadınlarla buluşması lazım. Kapitalizm emek ve doğa sömürüsü üzerine kurulmuş. Bunu İliç örneğin de gördük. Doğa mücadelesi işçi sınıfı mücadelesinde yerine almalı. Halkların eşitliğini, birliğini savunmak için bugün ülkemizde Kürt’lere karşı olan haksızlıklara karşı mücadeleyi büyütmek zorunda. Bunların yanına bir çok şey eklenmeli; öğrencilerin sorunları, göçmenleri soruları gibi. Biz burada yapmamız gereken İşçi emekçi birliğiyle yaptığımızın daha genişin yapıp, bu geniş kesimlerle ortak mücadele hattını büyütmemiz gerekiyor.”

DKDER adına konuşan Ahmet Çakaz

Dostluk ve Kültür Derneği (DKDER): “1830 başlayan işçi hareketi 1848’de komünist manifesto ile tarih sahnesinde yerini almıştır ve bugüne kadar mücadeleleri sürmektedir. 21. Yüzyılda bize bırakılan bu mirasları es geçemeyiz. Ama bugünün işçi örgütlülüğünü yok sayamayız. Bunların dışında kayıtsız çalışan göçmen işçiler, çocuk işçiler de bulunmaktadır. Bunları anlatıyorum çünkü burada karşımızda mücadele için büyük bir kitle karşımızda durmaktadır. Bunların yanında en gerici sendikaların bulunduğu fabrikalarda da büyük emekçi kitleleri karşımızda durmaktadır. İşçi sınıfının politikleşmesinin altını bende çizmeliyim.”

2. OTURUM

İşçi Birlikleri Sendikası adına söz alan Mehmet Eroldu

İşçi Birlikleri Sendikası (İşçi-Sen) intihar, kumar gibi konuların daha yaygın olduğu örgütsüz bir işçi sınıfının güncelliğine dair tespitlerle başladığı konuşmasının devamında şunları söyledi: 12 Eylül hukukunun sendika mafyasını egemen kılındığı, sendika mafyasının sadece işçi hareketi içinde bir uzlaşmacı kanal ile sınırlı olmadığı söylendi. Dolayısıyla sendika mafyasının sarı sendikacılık ile eşitlenmeyi doğru bulunmadığı, farklı mücadele biçimlerinin gerekli olduğu belirtildi.

Güncel durumda işçi sınıfının sendikalı olmak ile olmamak arasındaki farkın silikleştiğinin vurgulandığı konuşmada “Ana sorun, devrimci hareketin işçi sınıfı içindeki örgütlenmesinin zayıflığıdır ve başka bir deyişle, işçi sınıfının devrimci harekete uzaklığıdır, siyasal mücadele alanında kendini bir sınıf olarak ortaya koymamasıdır” denildi.

KÖZ adına konuşan Buşra Ferligül

KÖZ: “Sınıf hareketine dair bir çok örnek sayılabilir. Burada yönetenlerin işçi sınıfından korktuğunun, ekonomi politikalarında ve diğer konularda karar alırken buna göre adım atmaktadır.

Biz devrimcilerin bu durum karşısında yapmamız gereken iki seçenek vardır, sadece ekonomik temelde olan sendikal harekete sıkışmak, bunu tercih etmiyoruz. Veya ikinci seçenek olan işçi hareketinin önünü açacak daha politik bir birlikteliği oluşturabilmeliyiz.
Önümüzde seçimler bitince, hükümet ve muhalefeti arasında anayasa muhasebesi yaşanacak, siyaseti başkalarını havale eden bir siyaset öne çıkarılacak.

Devrimcilerin kendini kitlelere bir seçenek olarak sunacak, bağımsız bir hat tarif edebilen bir duruş sergilenmelidir. Bunu bu seçim süreci dahil, sonrasında da sürdürmelidir.”

Emek ve Adalet Platformu adına söz alan Fatma Betül

Emek ve Adalet Platformu: “Sınıf mücadelesinin iki yenilgisi var, biri 12 Eylül darbesi. İşçi sınıfı devrimcilerden ayrıştırıldı. İkinci yenilgi ise neo-liberal politikaların büyütüldüğü, AKP ile somutlaşan politikanın hakim olmasıdır.

Devrimcilerin de ilerlemeci ve aydınlanmacı anlayışı Kemalist anlayışın sınırlarında kalması toplumu ayrıştırmayı daha fazla körüklemiştir. Bu siyasetin sonucu, işçilerin çoğu AKP, MHP ve CHP gibi düzen partilerini desteklemektedir. Önemli olanın bu laiklik-İslamcılık ikileminden çıkarılarak sınıfın kendi gündemleriyle öne çıkmalıdır ve yolu açacak da budur.”

Kataş-Sen adına söz alan Şahin Başaran Er

Kataş-Sen: “1980’lerde başlayıp, 2000’lerle beraber sendikal yönetimlerle ciddi bir tasfiye yaşanmıştır. Bu tasviye sürecini görmeden tespit yapmak yanlış olacaktır.

Konuları tartışırken AKP döneminden başlayarak önceki denemi yok sayarak tartışma yürütmek, son derece hatalıdır. Bu eğitim konusunda, işçi haklarında, sınıf savaşımında cumhuriyetin kuruluşundan beri böyledir.

Sendika ağalarının, bürokratların tavırları bilinçli tercihlerdir, burjuvazinin yanında taraftırlar. Bunlara karşı militan mücadele eden genç, yeni sendikaların yanında olmak önemlidir.”

Limter-İş Sendikası adına konuşan Kamber Saygılı

Limter-İş: “Ortak bir amacımız var, bunu çözmeye çalışıyoruz, bunun için burada beraber buluşuyoruz. Bunu tek toplantıda çözemeyeceğimiz de gerçektir. Ayrıca eleştirmenin ötesinde daha yeni şeyler yapmanın önemini belirtmek isterim.

12 eylül sonrası işçi sınıfı politik, ideolojik olarak sınıf yığın haline dönüştü. Bunda sendikaların rolü yanında devrimci mücadelenin de büyük etkisi oldu. Kadın mücadelesi, Kürt sorunu, öğrencilerin konularına bir şey diyemeyen bir hareket hiçbir şeyi değiştiremez.

İşçi sınıfında da bu bürokrasiden büyük kaçış var, bu kaçanları tutabilmek, doğru bir yerde örgütlemek önemli durmaktır.”

3. OTURUM

Yeni Dünya İçin Çağrı’dan Çetin Desde

Yeni Dünya İçin Çağrı‘dan Çetin Desde konuşmasına sendikalarda yer alan devrimci işçilerin bu sendikalardan ayrılarak ayrı sendikalar oluşturmasını doğru bulmadıklarını dile getirerek başladı: “Bize göre yapılması gereken, bütün işçilerin sendikalar içerisinde örgütlenmesidir. Sendikalar işçilerin kendi hakları için örgütlenmesinin ilk adımıdır. Sendikalaşma mücadelesi yürütülürken bir yandan da adı ne olursa olsun taban örgütlenmesi çalışması yürütülmelidir. Ne isim verirsek verelim gerici sendikalar içerisinde uzun erimli doğru bir politika yürütülmeli, sendikalar fethedilmelidir. Bu sendika aygıtını ele geçirmek değil o sendikada örgütlü işçilerin sınıf mücadelesine kazanılmasıdır”

Söz ve Eylem adına Ayla Boran

 

Söz ve Eylem adına Ayla Boran bugün kapitalist üretim sürecinde yaşanan değişimler ve işçi hareketinin burjuva hegemonya tahakkümüne girmiş olmasından bahsederek sözlerine başladı. Boran “Ülkemizde sınıf uzlaşmacılığı sınıf mücadelesinin yerine ikame edildi. 80 sonrası sendikal mücadele düzen içine hapsedilirken sendikalar, isimleri farklı olsa da aynılaştı” diyerek sınıf sendikacılığının gereğine işaret etti. Sendikal birliğin de ancak sınıf sendikacılığı ile mümkün olacağını savunarak, bunun ise kolaycı yollarla tabela sendikaları kurarak başarılamayacağını dile getirdi. Bu mücadelenin aklı olarak da bir komünist partinin önemini savundu.

Emekçiler Dayanışması’ndan İnan Koloğulları

Emekçiler Dayanışması‘ndan İnan Koloğulları “İşçi hareketinin bir mücadele gücüne dönüşmesinin yolu birlik sağlamasından geçiyor ama önyargılarımız buna engel olabiliyor. Bizler emek örgütleri olarak gerçek gücümüzü, potansiyelimizi yan yana gelince rahat bir şekilde görebiliyoruz. Bizim gücümüz de aslında birliğimizden geliyor. Örgütlenme kadar birleşme için de çaba harcamamız gerektiğini düşünüyoruz” dedi. Sermayenin devlet eliyle işçileri yok saydığını, sömürüyü devam ettirdiğini söyleyen Koloğulları, “Emek düşmanlığına, gericiliğe ve çevre düşmanlığına karşı birlik olmak ve birlikte mücadele etmek tek çıkış yolu olacak.” şeklinde konuştu. İşçi Emekçi Birliğine ve bu etkinliği düzenleyenlere bu yöndeki çabaları için teşekkür etti.

Mağaza Market-Sen’den Doğan Aras

Mağaza Market-Sen‘den Doğan Aras konuşmasında marketlerde örgütlenme mücadelesi yürütürken karşılaştıkları güçlükler arasında baraj sorununu, “sarı sendikaları” sayarken, sorunların nasıl aşılabileceğini tartışarak konuşmasına devam etti. “Market patronları kriz olmasına rağmen market açmaya devam ediyorlar. Fiyatlar artıyor ve patronlar krizden karlı çıkmaya çalışıyor” diyen Aras, sadece ücret artırmaya odaklanmanın eksik kalacağına değindi ve “İşçilerin sorunlarına yanıt veren bir programa ihtiyaç var” diyerek farklı sektörlerde biriktirilen deneyimler birleştirilerek ne yapılacağı konusunda yol alınabileceğini savundu.

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu adına söz alan Murat Yıldırım

Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu adına söz alan Murat Yıldırım sözüne bugünkü koşullarda sermaye ve gerici siyasal odakların işçileri emekçileri istediği gibi yönlendirebildikleri tespitini yaparak başladı. Fabrikalara gidildiğinde işçilerin çoğunluğunun düzen siyasetinin argümanları ile konuştuklarının görülebildiğini, sendikaların ise, işçileri kontrol altında tutma işlevi gören sınıf içerisindeki “en büyük parti” konumunda olduğundan bahsetti: “Sınıfa döneceğiz, işçi sınıfını devrimcileştirmek için çalışacağız, parolamız bu olmalıdır; bunun aksi, başka alanlara öncelik vermek, sınıfın düzen içi kanallara hapsolmasına hizmet eder” dedi. “80 darbesi ile işçi sınıfının öncü kuşağı ezildi. Yeni bir devrimci öncü işçi sınıfı kuşağını ortaya çıkarmamız gerekiyor. Sınıf mücadelesinin organik birliğini bütünlüğünü sağlamak zorundayız” diye ekledi.

Ev hapsi aldığı için etkinliğin üçüncü oturumdaki konuşmasını telefon üzerinden yapabilen İnşaat-İş üyesi Deniz Gider’in konuşması salondan kendisine gönderilen alkışlarla başladı.

Gider, “Bizim gibi sokakta mücadele yürüten, fiili meşru mücadele hattına bağlı sendikaların kimi sarı ve bürokratik sendikalar tarafından küçük ve hor görülen bir anlayışa sahip olduğunu düşünüyoruz. Fakat bugün belirleyici olan, bu zeminde hareket eden tüm sendikaların attığı adımlar, İnşaat-İş de bunlardan biri. Yaşadığımız şey, az çok basından takip etmişsinizdir, saldırıyla, ev hapsiyle kısıtlanmaya, engellenmeye çalışıldık.” dedi. Saldırıların önüne geçmenin yolunun, bu saldırıları göğüsleyip buna karşı bir sendikal odak yaratma olduğuna değinen Gider, “Bu saldırı sadece bizlere dönük bir saldırı değil sokakta olan sendikalara, kadınlara, gençlere, ezilenlere yapılan bir saldırı. Ne yazık ki buna karşı topyekun bir şey yaratamıyoruz. Saldırılara karşı birlikte hareket etmenin bir sonuç getireceğini, bizi güçlendireceğini düşünüyoruz. Sokakta olan ve sınıfla beraber hareket eden bir sendikal anlayışla hareket etmemiz gerekiyor. Var olan direnişleri nasıl daha ileriye taşıyacağımızı, sermayeye karşı neler yapabileceğimizi daha güçlü, kapsamlı, militan bir duruşla ortaya koymamız lazım.” şeklinde konuştu.

Konuşmasını tamamlayan Deniz Gider’e “İnşaat işçisi yalnız değildir” sloganları ile destek verildi.

4. OTURUM

Umut-Sen adına konuşan Burcu Arıkan

Umut-Sen adına konuşan Burcu Arıkan “Sermaye işçi sınıfını ne kadar bir cendere içine sokmaya çalışsa da ortak bir haykırış artık zapt edilemiyor” diye sözüne başlayarak bu duruma geçtiğimiz yıllardan çeşitli örnekler verdi. “İşçi sınıfı patronlardan olan kurumların bu tutumunu, bizler de yanlarında durduğumuzda, onların yüzlerine haykırabilecek durumda” diye ekleyen Arıkan, sosyalist hareketin neyi önceleyeceğine karar vermesi gerektiğini önerdi.

“Direnişler bize para pul meselesiyle ortaya çıkıyor gibi görünebilir ama direniş olan yerlerdeki seçim sonuçlarına bakanlara bir Özak işçisi ‘Direniş bir okuldur’ diye karşılık veriyor. Ama direniş işçiler için olduğu kadar direnişi destekleyenler için de bir okuldur” diyen Arıkan, sözlerini şöyle bitirdi: “Anadolu’nun neresinde olursa olsun işçi direnişlerinin her birinin yanında olunmasının bir devrimcileşme için zorunlu olduğunu hatırlatmak istiyoruz.”

TEHİS adına söz alan Tolga Kubilay Çelik

TEHİS adına söz alan Tolga Kubilay Çelik bir başka işkolunda kurulmuş bir sendika oldukları halde Yemek Sepeti mücadele sürecinin öznelerinden biri haline geldiklerini ve benzer süreçler yaşayan birçok ülkedeki mücadele süreçleriyle de dayanışma geliştirdiklerini aktardı. 2022 yılında gelişen eylemlilik sürecinde aslında tüm Türkiye işçi sınıfı için benzer talepler söz konusu olsa da kuryelerin eylemlilikleri ile öne çıktığından bahsetti. Kendilerinin bu alanda İstanbul’da yarattıkları örgütlenmeler ile tüm Türkiye’ye seslenebilmeyi hedeflediğini ifade etti.

Çelik, esnaf kurye modelinde bir kuryenin ancak 12-14 saat çalışarak hayatını idame ettirebildiğini aktararak 2022 ve 2023 yılındaki motor kurye ölüm sayıları maden işkolundaki iş cinayetleri rakamlarına yakın bir tablo ile karşı karşıya olduğunu belirtti.

Dev Tekstil adına konuşan Okan Çam

Dev-Tekstil adına konuşan Okan Çam, işçi sınıfının sömürü ve güvencesizlik koşullarında direndiğini, tekstil işkolunda Antep ve İstanbul başta olmak üzere kimi fabrikalarda hareketlenmeler yaşandığını aktardı. Buralarda ekonomik taleplerle iş durdurma eylemleri yaşandığından ama kendi iç birliklerini sağlayamadıkları için patronun işten çıkarmaları ile mücadelenin sekteye uğratıldığından bahsetti. Sadece sendikal, ekonomik mücadeleye sıkışmamak gerektiğini savunurken Dev Tekstil’in bir grev işgal sürecinden doğduğunu aktardı. Greif sürecinde doğrudan demokrasi ile DİSK Tekstil bürokrasisini sarstıklarını ve aynı yolun izlenmesi gerektiğini savundu. Antep’te Özak işçilerinin de mücadeleleri ile bunun bir örneğini sergilediğini anlatan Çam, “Bizlerin yapması gereken devrimci bir sınıf hareketi ve örgütlü bir işçi sınıfı yaratmaktır, bunu yapabilirsek iktidarın saldırılarını da, sendikal bürokrasiyi de parçalayacağız” dedi.

İşçinin Kendi Partisi adına söz alan Şadi Ozansü

İşçinin Kendi Partisi adına söz alan Şadi Ozansü, “Burası aslında küçük de olsa birleşik bir işçi cephesidir. İşçi sınıfı cephesi olmadan da hiçbir mücadele kazanılamaz” dedi. “Burada işçi sınıfının bağımsızlığı konusunda anlaşıldığını görüyorum, böyle toplantılarda bunları bir tür sonuç bildirisi haline getirmemiz lazım. Öncü işçileri bir araya getiren bir yapı kurmadan, önümüze devrimci bir olanak geldiğinde ki doğar, hiçbir şey yapılamaz” dedi. “KÖZ’den arkadaşımız ‘İşçi sınıfı bugüne kadar getirilen demokrasi mücadelesinin öncülüğünü ele geçirmelidir’ dedi, buna tümüyle katılıyorum” diye ekledi. Ozansü, neler yapılması gerektiğine dair önerilerini sıraladı: Güçlü bir işçi basını ve ortak, tek noktaya vuran kampanyalar. İşçilerin yandaşlarının değil kendilerinin parlamentoda üyeliği ve sözcülüğü, grev gözcülüğünden başlayan işçi milisleri ve militan mücadelesi.

Kaldıraç Hareketi adına söz alan Hakan Dilmeç

Kaldıraç Hareketi adına söz alan Hakan Dilmeç “Temel konulardan birisi var olan işçi direnişlerinin ortaklaştırılması, derinleştirilmesidir” dedi. “İşçi Emekçi Birliği’nin yapmaya çalıştığı bu” diyen Dilmeç bunun büyütülmesi gerektiğini vurguladı: “Rekabet böler, eylem birleştirir. Biz İEB’de bunu öğrendik. Elbette farklı düşüncelere sahip olabiliriz ama bunları rekabetin konusu olarak değil, mücadeleyi zenginleştirecek farklı öneriler olarak ele almak gerektiğini öneriyoruz.”

Dilmeç, “Tüm mücadele dinamiklerinin ortak bir cephede buluşması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun hedefinin de bir genel grev, genel direniş olması gerektiğini söylüyoruz. Bu bize göre işçi sınıfının merkezinde durduğu bir emek cephesidir. Elbet adım adım örgütlenmek gerekiyor. Elbet bir sektörde odaklanmak gerekiyor. Ama şunu da bilelim; sınıf mücadelesi aynı zamanda sıçramalı bir dinamiktir. Önümüzdeki süreçte de böyle sıçramalar olabilir ve yapacağımız güç birliği ile böyle bir döneme yanıt verebiliriz” diye konuştu.

Forum soru-cevap bölümüyle son buldu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz