Doğal bir “afet”in, kendisi bir afet olan devlet eliyle bir felakete, toplu bir katliama dönüştürülmesinin üzerinden bir yıl geçti.

Söylenecek çok söz var, söylenecek tek bir söz yok!

Resmî verilere göre, 20 bine yakın bina, 70 bine yakın konutun deprem anında yıkıldığı katliamda, açıklanan ölüm sayısı 50 bin! Her konuta bir kişi bile düşmüyor!

Söylenecek çok söz var, söylenecek tek bir söz yok!

Cumhurbaşkanı, üç gün önce, Antakya’da, Antakya halkını bile isteye ölüme terk ettiklerini, barınaksız, susuz bıraktıklarını, tek bir çivi bile çakmadıklarını, boyun eğmedikçe de böyle devam edeceklerini açık seçik ortaya koydu.

Söylenecek çok söz var, söylenecek tek bir söz yok!

Bilinsin! Bugün hâlâ ve bir yıl boyunca bu topraklarda deprem bir gündem olduysa eğer, bunun nedeni Antakya halkının toprağına, tarihine, kültürüne, yaşamına sahip çıkmasından, boyun eğmemesindendir. Bundan dolayı, Antakya özel bir “ilgiyi” hak ediyor egemenlerin gözünde!

Söylenecek çok söz var, söylenecek tek bir söz yok!

İnsanlarımız enkaz altında soğuktan donarken; “devlet nerede, devlet yok!” feryatları yükseliyordu. Devlet oradaydı! SADAT’ı ile, tekbir getiren, çapul yapan çeteleri ile, Diyaneti ile oradaydı! Gönderilmeyen iş makinaları, satılan çadırları, halkın seferberliği ile gönderilen yardımlara el koyması ile devlet oradaydı! Tüm bu yaşananlara tepki gösterip, sokağa çıkanlara polisleri ile saldırırken devlet oradaydı! İç edilen deprem vergileri, patronlara vergi affı, bölüştürülen enkaz rantı ve bağış şovları ile devlet oradaydı!

“Şimdi susma zamanı” diyen Akşener’inden, üst perdeden siyaset yapar gibi gözüküp, “yine baharlar gelecek” diyerek halkın öfkesini seçimlere bağlayan ve orada boğan Kılıçdaroğlu ile burjuva muhalefet ile devlet oradaydı!

Söylenecek çok söz var, söylenecek tek bir söz yok!

Bir de depremin ilk saatlerinden itibaren ülkenin dört bir yanından seferber olan halk ve devrimciler vardı. Tırnakları ile enkazdan yaralı çıkartan, sağ kurtulanlara sıcak bir çorba kaynatıp, barınacak bir “şey” arayan gönüllülerinden, deprem bölgesine gidemeyip, iş çıkışı sabaha kadar, çocuğundan yaşlısına koli yapan, yardım toplayan bir halkın seferberliği vardı.

Söylenecek çok söz var, söylenecek tek bir söz yok!

Yangınlarda, sellerde, daha önceki depremlerde olduğu gibi gerçek, 6 Şubat’ta bir kez daha tüm çıplaklığı ile ortaya çıktı. Bir yanda bir avuç asalak sürüsü, kan emici, diğer yanda emekçilerin, halkın kendi yaralarını kendi başına sarma çabası!

Bu, tüm açıklığı ile süren bir sınıf savaşıdır!

Bütün “felaketlerde” seferber olanlar, kendi yaralarını saranlar, devletin tüm engellemelerine rağmen “krizi” yönetmeye çalışanlar, olağanüstü zamanlarda yükü sırtlananlar, neden “olağan” zamanlarda yönetmesinler?

Yüz binlercemizi bir anda kaybetmek kader değil! İnsanca ve onurlu bir yaşamı kurmak bizim elimizde!

Depremde açığa çıkan örgütlülüğü sürekli kılmak, örgütlü hareket etmek, tüm sorumlulardan hesap sormanın da yeni bir yaşamı kurmanın da tek yoludur.

Planlı kaderlerde ölmediğimiz, enkaz altlarında kalmadığımız, ölen yüz binlerimizin hesabını soracağımız bir dünya için sosyalizmi kuracağız!

Bizi kurtaracak olan kendi kollarımızdır!


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz