Başlıca gündem, hem bizde hem dünyada “ekonomik kriz” ve buna bağlı gelişmelerdir.

“Ekonomik kriz” diyoruz ama tekeller çağında, kapitalist-emperyalizmde, hiçbir kriz salt ekonomik kriz olarak değerlendi­rilemez. Tekelci egemenlik demek pazarlar üzerinde hakimiyet demektir. Pazarlar üzerinde hakimiyet kurmak, salt ekonomik bir olgu değildir; hakimiyet ilişkileri ve onun gerektirdiği şiddeti de içerir; mafyayı içerir, devlet çarkında değişiklikler içerir, yeni kanunlar koymayı içerir vb… (Bakınız, bizdeki Saray Rejimi!)

Günümüzde bu kriz süreci derinleşerek sürüyor.

Kapitalist sistem, her zaman krizlerin faturasını emekçi halka yükleyecek mekanizmalara sahiptir. Devlet, tüm kapitalistler adına bu işle uğraşır. Ama buna rağmen, bu krizlerden bir çıkışları da yoktur. Her kriz, bir başka daha büyük çaplı krizin zemini haline gelmektedir.

Krizler, kapitalist sistemin kendiliğinden yıkılışına yol açmaz ama yıkılışının maddi zeminini güçlendirir.

Zengin/fakir uçurumu büyür. İşsizlik artar. Ücretler mümkün en alta doğru çekilir. Dolaylı-dolaysız vergiler arttırılır. Doğanın talanı hız kazanır. Egemenlerin alışılagelen yöntemlerle kitleleri yönetme kabiliyeti daralır. Kitlelerde huzursuzluk büyür. Tep­kiler sokağa yansımaya, çelişkiler sert çatışmalara dönüşmeye başlar…

Bugün dünyada ve bizde yaşanan tablo da budur.

Emekçiler sokakta

Kapitalist krizin giderek yıkıma varan boyutta derinleşmesi, iki sınıf arasındaki çelişkiyi daha da keskinleştirmeye başladı, çatışma sertleşme eğilimine girdi. Dünyanın birçok yerinde grevler, direnişler, mitingler, sokak eylemleri kitleselleşerek yay­gınlık kazanmaya başladı.

Kapitalist-emperyalizmin merkez ülkeleri olan İngiltere, Fran­sa, Almanya, ABD’de son yıllarda hız kazanan eylemler ülke egemenlerini hayli tedirgin etmiş durumda. Özellikle Fransa oldukça sert sokak çatışmalarına sahne oldu.

Geçtiğimiz Haziran ayında Afrika kökenli bir Fransız gencin polis tarafından öldürülmesi sonrası Fransa yangın yerine dön­dü. Artan yoksulluk, zorlaşan yaşam koşulları, baskı ve aşa­ğılanma içten içe birikmiş olan öfkeyi patlattı. Günlerce süren çatışmalarda şehirler adeta savaş alanına döndü.

Fransa’da bu ‘şehir savaşı’ eylemlerinin hemen öncesinde ise emeklilik yaşının 62’den 64’e çıkarılmasıyla başlayan, yüzbinler- ce kişinin katıldığı grevler, sokak gösterileri vardı.

Kapitalist krizin faturasının işçi sınıfına kesilmesi, eylemlerin temel nedenidir. Bir yandan kârlarını yükseltmeye çalışırken bir yandan da savaş hazırlıklarını sürdüren sermaye sınıfı ve dev­letleri, yine işçi-emekçilerin boğazına sarılmış durumdadır.

Sermaye saldırılara karşı sokağa çıkan işçi-emekçilerin taleple­ri genel olarak kazanılmış haklarını korumaya dönüktür. Henüz sistemin bütününü hedefleyen siyasal bir karşı çıkış, buna uygun bir örgütlenme zayıftır.

Emperyalist paylaşım savaşı

Öte yandan krizden çıkmanın bir yolu olarak savaş hazırlık­ları da hız kazandı. Kapitalist-emperyalizm; ABD/Nato öncülü­ğünde, Rusya, Çin, gibi ‘düşman güçleri’ dize getirmek, birer sömürge olarak egemenliği altına almak istiyor. Ukrayna sahasıyla tırmandırılan bu süreç daha kapsamlı hazırlıklarla sürüyor.

Emperyalist devletler bir yandan hızla silahlanırken bir yandan da içeride çıkacak olası iç savaşı bastırmaya yönelik önlemler alıyorlar. Her yerde neo-nazilerin / ırkçı-milliyetçiliğin örgütlenmesi bu politikaların bir parçasıdır.

Bir sömürge olarak T.C. devleti de savaş heveslisi tetikçi bir güç olarak bu sürecin içindedir.

İşçi sınıfı, diğer iki dünya savaşında olduğu gibi bir kez daha şu ikilemle karşı karşıya kalacaktır: Emperyalist paylaşım savaşında ‘yurtsever duygularla’ kendi egemenlerinin yanında olmak ya da silahını kendi sınıf düşmanlarına çevirerek gerçek kurtuluşu için, sosyalizm için savaşmak…

Devrimci sosyalist işçilerin, bizzat devlet eliyle örgütlenen ırkçı-milliyetçi anlayışlara karşı her yerde net tutum alması, işçilerin birliğini ve halkların kardeşliğini savunması güncel bir sorumluluktur.

Emperyalizm düşman, halklar kardeştir!

 


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz