Dünya üzerinde en çok yıkım getiren, su varlıklarını kirleten ve tüketen, işçileri ölüme sürükleyen ve doğayı katleden altın madenciliğine yönelik ekolojistlerin, bilim insanlarının ve alanda uzman kişilerin uyarıları sürüyor. Sermaye ve rant odaklı hükümetler bu uyarıları dikkate almayarak ekokırım suçunu işlemeye devam ediyor. 13 Şubat 2024 tarihinde yerli iştiraki Çalık Holding olan Anagold Madenciliğe ait Erzincan İliç’te bulunan Çöpler Altın Madeninde meydana gelen liç kayması sonucu 9 işçinin katledilmesiyle yaşanan emek ve doğa katliamı bir kez daha tehlikeyi gözler önüne serdi. Yerli ve yabancı sermayenin ihtiyaçlarına göre politikalarını belirleyen AKP-MHP hükümeti tüm uyarılara rağmen altın madenine ve kapasitesinin gelişmesine onay vermiş, yığın liçin içinde siyanürle birlikte ağır metaller bulunduran çözeltinin Fırat nehrine karışmasıyla oluşacak ekokırıma neden olmuştu.

“Siyanürün zararlarına yönelik bilgi verilmemektedir”

Polen Ekoloji Kolektifi bünyesinde faaliyet yürüten Polen Ekoloji Enstitüsü, “Altın Madenleri Kapatılsın! Siyanürle Ölümün Ekolojisi” başlıklı raporla madenlerin yarattığı tehlikeleri bir kez daha gözler önüne serdi. Yüksek risklerinden dolayı altın-gümüş madenciliğinin, Kimyasal, Biyolojik, Radyoaktif, Nükleer Atıklar (KBRN) mevzuatına göre risk azaltma, hazırlık, müdahale ve iyileştirme durumlarına yönelik önlemlerin alınması ve eylem planının uygulamada olması, ilgili kurumlar tarafından düzenli denetime tabi tutulması gereken bir proses olduğu kaydedilen raporda, “KBRN tehlikelerine dair yönetmelikte çok sayıda bakanlığın ve bunlara bağlı kurumların görev ve sorumlulukları tanımlanmakta, kamu kurumlarının birlikte çalışmalarının önemi vurgulanmaktadır. Altın madenciliğinin insan hayatına ve doğaya yıkıcı etkileri açıkça bilinirken, atıksu barajları etrafında ve civardaki yerleşim yerlerinde serbest hidrojen siyanür ölçümü yapılmaması, yapılsa bile halka bilgi verilmemesi, madende çalışan emekçilerin ve yakında yaşayan halkın tamamen gözden çıkarıldığını, başka bir deyişle ‘yavaş şiddet/ölüme maruz bırakıldıklarını göstermektedir. Yine maden işletmeleri yakınındaki meralarda hayvanlarını otlatan, tarlalarında tarım yapan köylülere siyanürün zararlarına yönelik bilgi verilmemektedir” denildi.

“Sermayenin kazançları için doğanın sınır tanımadan talan ediliyor”

Yerin altında ve yerin üstündeki tüm doğal varlıkların madenciliğin hizmetine verildiğine dikkat çekilen raporda; doğal ormanlar, milli parklar, yaban hayatı koruma alanları, su havzalarının madenciliğe kurban edildiği kaydedildi. Altın madenciliğinin ekolojik ve sosyal yıkımlarına bütüncül bir bakışın “kamu yararı”, “sürdürülebilir kalkınma”, “ekonomik büyüme”, “çevreyle uyumlu madencilik” safsataları ile rıza üretilmeye ve hızla yeni projelerin devreye alınmasına çalışılan altın madenciliği hakkında dehşet verici gerçekleri gözler önüne sermeye yeteceği vurgulanan raporda, gerçekte olanın sermayenin kazançları için doğanın sınır tanımadan talan edilmesi ve işçi sağlığını hiçe sayan koşullarda emeğin sömürülmesi, geride ise tehlikeli son derece zehirli kimyasallarla kirletilmiş atıkların bırakılması belirtildi.

“Altın madenciliğinin süreci ve doğada yol açtığı yıkımlar”

Raporda, altın madenciliğinin süreci ve doğada yol açtığı yıkımlara yer verildi. Raporda, altın madenciliğinin arama için yapılan sondajlardan maden işletmesinin kapatılması sonrasındaki sürece kadar her aşamada doğaya ve insan yaşamına ağır yıkımlar verdiğine dikkat çekildi. Yeraltında bulunan altının miktarını belirlemek için yapılan aramalar için çok sayıda sondaj açıldığı, sondajlar sırasında ve ardından proje alanında çok sayıda ağaç kesilerek doğal ormanların parçalandığı hatırlatıldı.

“Yeraltı su varlıklarına zarar vermektedir”

Altın madeninin toprakta düşük konsantrasyonlarda, dağınık olarak bulunduğu bu nedenle de madencilik işletmelerinin yüksek kazanç elde edebilmek amacıyla proje alanını zaman içinde kapasite artırımlarıyla genişletebilmek için yüzlerce hektarlık ruhsat alanına ihtiyaç duyduğu kaydedildi. “Açık ocak madenciliğinde kayaların altına ulaşabilmek için dinamitle patlatmalar yapılır. Bu patlatmalar civarda yaşayan halk için psikolojik bir işkenceye dönüşürken, toprak kaymalarına, evlerin duvarlarında çatlaklara yol açabilmekte ve insanların yaşamlarını tehdit etmekte, diğer yandan yeraltı sularının akış yönlerini etkilemekte ve yeraltı su varlıklarına zarar vermektedir” denilen raporda, toprağın kazılması ve dinamitle patlatmalar sırasında çıkan tozların etrafa yayılarak insanlarda akciğer kanseri, solunum yolu hastalıklarına neden olduğu ayrıca toprağı ve meraları kirleterek tarım ürünlerini ve otlanan hayvanları tehdit ettiği vurgulandı.

Emek ve kadın sömürüsü

Altın madenlerinin sosyal yıkımları başlığında çalışma ortamında yoğun olarak toza, havaya karışan hidrojen siyanüre ve ağır metal çözeltilerinin yıkıcı etkilerine maruz kalan işçilerin erken yaşlarda sağlığını kaybettiğini, meslek hastalığı kavramı fiiliyatta var olmadığı Türkiye’de gerekli tazminattan da mahrum bırakıldığı, emekleri sömürüldükten sonra kendi kaderlerine terk edildiğinin altı çizilen raporda, madencilik faaliyetlerinin neden olduğu negatif etkenlerin kadınların ve onların bakımını üstlendiği ailelerin üzerine yıkıldığı hatırlatıldı. Madenciliğin, kadınların sıkça emek verdiği tarım-hayvancılık faaliyetlerini sakatlarken, maden işletmesinde erkeklere istihdam verdiği söylenen raporda, ekonomik bağımsızlığını yitiren kadınların erkeklere bağımlı hale getirildiği bu yönleriyle de madenciliğin cinsiyet ayrımcılığını arttırdığı vurgulandı.

“İklim krizinin etkilerini ağırlaştırıyor”

Raporda farklı yönleriyle doğada ve insan hayatında sebep olduğu yıkımları açıklanan altın madenciliğinin kamu yararı olduğu, ekonomik kalkınmaya önemli katkı sağladığı, istihdamı artırdığı gibi söylemlerle siyasi iktidar tarafından savunulduğu, yasal mevzuatın maden şirketlerinin menfaatleri doğrultusunda sürekli değiştirildiği ve sonuç olarak halkın onayını almak yerine şirket çıkarları yönünde rıza üretilmeye çalışıldığının altı çizilerken, “Tarım alanları, meralar, diğer canlı türleri büyük zarar görmekte, maden kapatıldıktan sonra da yerel halk, rehabilitasyonu mümkün olmayan cehennem çukurları ve toksik atık tepeleriyle baş başa bırakılmakta, çevresel yıkımların bedelini yine halk ödemektedir. Sağlığını ilk yitiren, emeği yoğun olarak sömürülen maden işçileridir. Ardından maden işletmelerinin çevresel ve sosyal yıkımların bedelini üzerilerine yıktığı kadınlar gelmektedir. Bunlara maden ruhsat alanlarında kamulaştırmalarla yerlerinden edilen, mülksüzleştirilen köylülerin yaşadıkları travmaları, geleneksel yaşamın, somut olmayan kültürün yok edilmesini ve yüksek miktarda salımını yaptıkları sera gazları nedeniyle maden işletmelerinin iklim krizini ağırlaştırıcı etkilerini de eklemek gerekir” denildi.

Altın madenciliğine karşı birleşik mücadele çağrısı

Halen mevcut 22 altın madeni işletmesine, 2020 yılı başından itibaren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurusu yapılan 123 adet yeni projenin eklendiği ve bunların dışında muhtemelen pek çok yeni alanda sondaj çalışmalarının devam ediyor olması durumun vahameti hakkında yeterli delil verdiği vurgulanan rapor şöyle devam etti: “Yeni altın madenlerinin açılması demek, sosyal cinayetlerin yaygınlaşması, ekosistemlerin ağır tahribata uğraması, İliç’tekine benzer yeni katliamlar ve ekokırımlar yaşanması demektir. Kullanım değeri bulunmayan, sadece maden şirketlerinin kasalarına yüksek kazançlar olarak giren altın madenciliği ve siyanürle yapılan tüm madencilik faaliyetleri tamamen yasaklanmalıdır. Raporda sözü edilen tüm projeler iptal edilmeli, mevcut işletmeler kapatılmalıdır. Bunun yolu kamu bilincini ve geniş ölçekli dayanışmayı sağlayacak bir kampanyanın örgütlenmesinden geçecektir. ‘Altın madenleri kapatılsın’ kampanyası, öncelikle altın üretiminde bir kamusal fayda olmadığını, şirketlerin kazançlarına karşılık her seferinde yerel halkın ekonomik, kültürel, sosyal yaşantılarının sakatlandığı, çevresel zararların maliyetinin de bu insanlara ödetildiği gerçeğini görünür hale getirmelidir. Kampanyanın hedefine ulaşması ve etkili bir mücadelenin yayılarak örgütlenebilmesi için tüm sorumluluk çevre örgütlerinin üzerinde olmamalıdır. Demokrasi mücadelesi veren meslek odaları, akademisyenler, demokratik kurumlar, sendikalar, feminist hareketler… Bu mücadelenin aktif öğeleri olmalı, sadece kuramsal bilgi üretmekle kalmamalı, üretilen bilginin sahada örgütlenmesinde de aktif sorumluluk almalıdırlar. Türkiye’de işletme halindeki tüm altın madenleri kapatılmalı, yeni projeler durdurulmalıdır. İliç katliamının gerçek sorumlularından hesap sorulmalı ve emekçilerin yaşamlarını yitirecekleri yeni katliamlara izin verilmemelidir.”

Raporun tamamı için tıklayınız.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz