31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde adayların ve ittifakların en çok tartışıldığı yer ilçeleriyle beraber Hatay oldu. Geçtiğimiz yıl 6 Şubat’ta gerçekleşen depremden en fazla etkilenen; buna karşılık en az hizmet gören il olması hasebiyle başta AKP iktidarına, CHP’li büyükşehir ve ilçe belediyelerine halkın büyük bir tepkisi oldu. Depremde yalnız başına kalan halkın yaraları sol sosyalist parti ve hareketlerce dayanışma ile sarıldı. Bu durum gözlerin; “emekten yana, halktan yana” belediyecilik anlayışına sahip parti, kurum ve kişilerin görünür olmasına yol açtı.

Depremle beraber sadece tek adam tek parti rejiminin değil, aynı zaman yerel yönetimlerin de arama, kurtarma ve sonrasında yaraların sarılmasındaki eksikliği; alternatif arayışını güçlü kıldı. Burjuva siyaset ve belediye yönetim anlayışının halkı merkezine koymayan ve deprem için öncesinde ve sonrasında önlem almayan anlayışı, “halkçı belediyecilik” anlayışına sahip hareketlerin yönetimlere gelmesi için önemli bir fırsat ortaya çıkardı.

Bu durumu doğru okuyan yerel dinamikler önce Defne ilçesinde “Defne biziz, biz Defne’yiz” adıyla bir araya geldi. Nasıl bir belediyecilik anlayışının benimseneceğinin tartışılması, uygulanacağı program ve ilkelerin belirlenmesi için iki günlük bir yerel yönetim çalıştayı düzenlendi. Çalıştay; Halkevleri, TİP, TÖP, Kaldıraç, DEM, SMF, EMEP, SOL Parti ve bağımsız hareket ve kişilerin katılımıyla organize edildi. Arsuz ilçesinde de benzer bir yaklaşımla bir araya gelen TİP, EMEP ve yerel güçler TİP çatısı altında seçime girme kararı aldı. Arsuz’da TİP Genel Başkanı Erkan Baş, dönemin EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan ve Dersim Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu’nun katıldığı panelde de buralardaki yerel çalışmalara atıf yapıldı. Buraya kadar süreç olması gerektiği gibi ilerledi. Ortaya çıkan birliktelik ve beraber çalışma ruhu sadece Hatay ve ilçelerinde değil; ülke genelinde ilgiyle izlenmeye başladı.

Kamuoyu yoklaması mı?

Ancak ne olduysa; belediye başkan adaylarının ve meclis üyelerinin belirlenmesi aşamasında yaşandı. TİP Defne’de ittifak bileşenlerine ve yerel güçlere kendi adayını dayattı. Çalıştayda ortaya çıkan enerjiyi körelten bir tutum içine girildi. Yerelin insiyatifi merkez eliyle kırıldı. TİP bu kararını platformdan habersiz bir şekilde gerçekleştirdiği bir kamuoyu yoklamasında ve yaptırdıkları anketlere bağladı. Kamuoyu yoklamasının kimlerle yapıldığının bilinmemesinden bağımsız olarak hiç gündemde olmayan bir ismi yerele dayatması nedeniyle tepkiler oluştu. Aynı süreçte kimseye sorulmadan ve adına Hatay ittifakı diyerek İstanbul’dan Hatay için Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak daha önce İyi Partide milletvekili adayı olmuş Gökhan Zan’ın ilan edilmesi tepkilerin büyümesine neden oldu.

Demokratik anlayışı hiçe saymak

Arsuz’da ise Defne ilçesinden biraz farklı bir süreç gelişti. Gökmeydan Mahallesi muhtarı üzerinden EMEP başta olmak üzere görüşmeler yapıldı. Oluşacak belediye meclis üyelikleri de sevilen kişilerden oluşturulmaya çalışıldı. Karar böyle alındı. Ama başvuru süresi bitmek üzereyken uzlaşılan isimler yerine CHP’nin küskünlerini de içeren isimlerin yazıldığını gördük. Dost kurumların önerdiği isimlerin olmadığı görüldü. Örneğin EMEP adayları listede yer bile almamıştı. Merkez ve il yönetiminin bu kararı aldığı telefonla tebliğ edilmiş ve doğal olarak EMEP, TİP listelerinden belediye meclis üyeliği adaylığına herhangi bir isim vermemiştir.

TİP neden böyle yaptı?

TİP; demokrasi güçleriyle ortak girdiği seçimler ve genel kamuoyu etkisiyle adaylıklar sürecini dost kurumları etkisizleştirir tarzda ele almıştır. Burjuva partilerde yaşanabileceği düşünülen bir tarzda süreci yönetmeye yönelerek halkta oluşan birlik tartışmalarını da bir kenara atmıştır.

Yaşadığım Arsuz’dan başlayalım. TİP iddialara yanıt vermelidir: Eski CHP’li belediye başkanının yönlendirmesi ile seçim süreci yönetilmiş midir? Bu insan CHP’den aday olamazsa popülerliği olan TİP’i mi kullanmaya çalıştı? Belirlenen meclis üyeliklerinin ilk 5 sırasının bu insan eliyle belirlendiği iddia edilirken ve seçilebilme ihtimali bu iddiaları güçlendirmiyor mu? Ayrıca bu ekip seçimin son günü ve son saatine kadar EMEP’i oyalayarak kendi listesiyle seçime girmesini de engellemiş olmadı mı?

Benzer durum Defne süreci için de geçerli. Adayı aslında aylar öncesinden belirlemişti. TİP resmen kendisinin de yer aldığı “Defne biziz, biz Defne’yiz” hareketindeki kurum ve kişileri kendince oyaladı. Onların enerjilerinden ve ilişkilerinden faydalandı. Zamanı gelince de “Kamuoyu yoklaması” bahanesiyle önceden belirlediği kendi adayını açıkladı.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz