“Kamu kaynaklarını namusum ve şerefim bilerek amacı dışında harcanmasına göz yummayacağıma…”

Bu cümle, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önceki gün açıkladığı 2024 Yerel Seçim Beyannamesi’nin girişinde yazılı olan yeminden alındı. Adı da ‘Gerçek Belediyecilik Yemini.’ Siyaset bilimci Doç. Fatih Yaşlı’nın sık kullandığı bir söz var ya hani; “Ne söylüyorlarsa tam tersini yapıyorlar” diye. İşte bu da onun yemine dönüşmüş hali aslında.

Peki böyle bir yemine kim bakıp da inanacak? Ne değeri var ki?

Sorunun yanıtı, yeminden sonra gelen seçim vaatlerinde gizli. Merak edenler için yemin metninin tamamını da verelim:

“Doğruluk ve dürüstlükten ayrılmayacağıma,

Hemşehrilerimiz arasında hiçbir ayrım yapmayacağıma,

Anayasa ve yasalardan ayrılmayacağıma,

Kamu kaynaklarını namusum ve şerefim bilerek amacı dışında harcanmasına göz yummayacağıma,

Dezavantajlı kesimleri gözeteceğime,

Sosyal politikaları güçlendireceğime,

Belediye hizmetlerinin gecikmeden ve kaliteli şekilde icrası için azami gayret sarf edeceğime,

Belediye hizmetleri karşısında herkesin eşit olduğu gerçeğinden hareketle adaletten şaşmayacağıma,

Emaneti hakkıyla ve layıkıyla taşıyacağıma,

Milletim, hemşehrilerim ve tarih önünde namusum, şerefim ve kutsal kitabımız üzerine yemin ederim.”

***

22 yılda her bir cümlesinin tam tersi işleri yaptıklarını gösteren yüzlerce örnek sıralamak mümkün. Mesela, henüz yemin metni açıklandıktan bir gün sonra, Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen Anayasa’yı hiçe sayarak Can Atalay’ın vekilliği düşürüldü. Daha üçüncü cümlede yemin bozuldu yani. Ama Erdoğan için bunlar hiç dert değil. Zira, onun seçimde odaklandığı esas konu geçim sıkıntısı. Gerek seçim beyannamesinde gerekse Murat Kurum’un vaatlerinde öne çıkan tek şey bu. 5 yıldır hınçla sabrettiği, dişini sıktığı İstanbul’u geri alabilmenin yolunun, devleti elinde bulundurmanın avantajını kullanıp ücretli kesimlerin geçim sıkıntısına yoğunlaşmaktan geçtiğine karar vermiş görünüyor. Nitekim seçim beyannamesindeki kentsel dönüşümden ulaşıma kadar bütün vaatler birer sosyal politika olarak ambalajlanmış. 2010’dan beri hemen her seçimde ‘eser siyaseti’ olarak etiketlediği mega projelerden, köprü ve yol yapmaktan, hatta neredeyse bir güvenlik meselesi haline getirdiği Kanal İstanbul’un adını anmaktan vazgeçmiş. Konuşmasında da bunu özellikle vurguladı: “Artık seçim vaatlerimizin odağına büyük projeleri koymuyoruz.”

Bu açıklamasından bir gün sonra Murat Kurum da vaatlerini ortalığa saçmaya başladı. Üzerinde ısrarla durulan konuların başında trafik sorunu geliyor. Kurum uzun uzun trafikte geçen zamana ilişkin yaptıkları hesaplardan bahsediyor. Ve vaadi de İstanbul’da ortalama süreyi 39 dakikaya düşürmek. Bunun yanında ailelere indirim, ilkokul öğrencilerine ücretsiz ulaşım vaadinde bulunuyor. Emeklilerin İstanbul Kartı’na her ay 2 bin 500 lira ek ödeme yapacaklarını, ilk işini kurmak isteyen ev kadınlarına 100 bin lira hibe vereceklerini söylüyor. Sosyal konut yapmak, TOKİ projeleri vs. ise daimi sosyal politika araçları olarak yine sahaya sürüldü.

Kısaca iktidarın propagandasının merkezinde geçim sıkıntısı var. Üstelik bu sefer sosyal yardımla sınırlı bir kaynak transferi değil, söz konusu olan. Direkt, ücretli kesimlerin gündelik harcama yükünü hafifletmeye para kaynakları sunuluyor.

Etkili olur mu, olmaz mı, zamanla göreceğiz. Lakin önemli olan Erdoğan’ın bu gerçekliği İstanbul’u almak için ördüğü siyasetinin merkezine yerleştirmesi. Haliyle bir belediye yönetiminin kolayca halledemeyeceği, yapmak istese bile çoğu merkezi iktidarın elinde olan, yasaların izin vermesi gereken vaatlerle beraber, devletle İBB’yi bütünleştiriyor. Çözümün buradan geçtiğini anlatmaya çalışıyor.

Demek ki; Erdoğan’ı bile o çok övündüğü, daima oya tahvil etmeyi başardığı, milyarlarca liralık kamu kaynağını akıtmaktan çekinmediği ‘eserlerden’ vazgeçmeye mecbur bırakacak düzeyde bir geçim sıkıntısı, iktidarın kapısına dayanmış vaziyette.

Elbette burada sürpriz bir şeyler yok. Fakat Erdoğan’ın bu mecburiyeti, ister çözümü sandıkta ister sokakta görsün, her türden muhalefete de net bir şeyler anlatıyor. Memleketin asli siyasal zemini, henüz muhalefetin iktidarın tekelinden alıp siyasallaştırmayı başaramadığı geçim derdidir. Kendi başına siyasal bir sorun doğurmadan bile iktidarı böylesine sıkıştırıp anlık çözümler üretmeye zorlayan bu zemin, beğensek de beğenmesek de seçimin de anahtarı, değişimin de.

Ve geçim derdi basit bir ekonomik durum değil, bütün toplumsal yapının nirengi noktasıdır. Öyle bir başlıkta yer vererek, upuzun vaatler sıralayarak siyasetin konusu haline getirilmesi olanaksızdır. Doğrudan toplumun belli bir kesiminin çıkarını, diğerlerine karşı savunmayı; adalet terazisinin kefelerinden birine abanmayı gerektirir. Aksi halde devlet olanağı ve bunun dağıtımını kim elinde tutuyorsa, geçim derdini de siyaseten o yönetir.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz