Koluna kızıl renkli kumaşlar takmış bir grup beş kişi evinde uyuyan Belediye Başkanı Ralph Kronenwetter’i puantiyeli pijamalarıyla tutukladığında herkes şaşkınlıktan küçük dilini yutmuştu. Aslında her şey bir tiyatrodan ibaretti.

ABD’nin Wisconsin Eyaleti’deki Mosinee kasabasında 1 Mayıs günü, yıl 1950. Sabah 6 sularında kasaba, ABD tarihi için akıl almaz bir olayla karşı karşıyadır. Kollarına kızıl kumaşlar bağlamış beş silahlı kişi, evinde uyuyan Belediye Başkanı Ralph Kronenwetter’i puantiyeli pijamalarıyla ‘tutuklar’ ve Halk Komiserliği Konseyi adına kasabasının kontrolünü ele geçirdiklerini ve Amerika Sovyet Birleşik Devletleri’nin (ASBD) kuruluşunu ilan eder. Kulağa olacak şey gibi gelmiyor. Gel gelelim ilk bakıldığında Komünist bir darbe olarak görülen bu olay, kelimenin tam anlamıyla bir tiyatrodan ibaret. Ancak bu düzmece darbe ABD’nin komünizme karşı açtığı savaş bağlamında tarihi bir yerde duruyor.
Olayın sinematik akışına değinmeden önce kısaca dönemin ruhuna göz atalım. Her ne kadar Soğuk Savaş’la birlikte ABD, dünyadaki komünistler açısından en zorlu coğrafyalardan biri haline gelse de aslında sağlam ve köklü bir mücade geleneğine sahip. ABD Komünist Partisi (CPUSA) Ekim Devrimi’ni takip eden yıllardaki coşkuyla, ülkedeki ekonomik kriz sırasında pek çok işçi hareketine önderlik etmiş, ABD’li işçilerin sesini dünyaya duyurmuştu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraya ABD, Komünistlere karşı inanılmaz bir savaş kampanyası düzenledi.
İkinci Dünya Savaşı’nda Nazileri kimin yendiği sorusunu Fransızlara soran bir kamuoyu araştırmasında, 1945’te insanların yüzde 57’sinin Sovyetler, yüzde 20’sinin ABD geri kalınsa İngiltere cevabını verdiği görülmektedir. Aynı soruya 2015 yılında verilen cevaplarsa şaşırtıcıdır: yüzde 23 Sovyetler, yüzde 54 ABD, yüzde 18 İngiltere yanıtı verilmiştir. ABD kitle iletişim araçlarında hakimiyetiyle kendine yeni bir gerçek yaratsa da o dönemki ruh hali bugünden çok farklıdır. Özellikle savaştan etkilenen ülkeler, faşizmle mücadelede ekonomik krizlerle boğuşan kapitalist yönetimlerin zayıf kaldığı, Sovyetlerinse ‘kurtarıcı’ olduğunu düşünmektedir. Elbette ABD’de böyle düşünenlerin sayısı, her yanı savaş alanına dönen Avrupa’ya göre daha azdı. Ancak sosyalist ekonomiyi temsilen Sovyetlerin Nazilere karşı gösterdiği mücadeleden etkilenenler, bu belanın tekrarlanmaması adına sosyalizme sempatiyle bakıyordu. Hal böyle olunca, ABD’nin kendi yurttaşlarını kaybetmemek adına kolları sıvaması gerekti.
HAMBURGER YASAĞI
Mosinee kasabasında 1 Mayıs sabahı yaşananlar bu anlamda Hollywood filmlerindeki anti sosyalist propagandaların adeta canlı oynanan bir filmidir -ki kasabada dönen olay film de yapılmıştır. Peki bu senaryo nasıl işledi? ABD’de o dönem bu projede yer almak isteyen silahlı muhafazakar anti komünist arıyorsanız, Amerikan Lejyonu adı verilen savaş gazileri organizasyonu bu iş için biçilmiş kaftan! Ancak işin ilginç yanı bu tiyatroda gerçek bir eski komünistin de bulunması. Üstelik rastgele bir insan da değil: Dünya çapındaki devrimci kadrolara eğitim veren Lenin Okulu’nda eğitim almış, Slovak göçmeni eski komünist Joseph Kornfeder. Onu bu senaryoya dahil edense CPUSA’dan tasfiye edilmiş eski genel sekreter Ben Gitlow.
Sabah saatlerinde emniyet müdürü ve belediye başkanı silahlı temsili komünistlerce ‘tutuklandıktan’ sonra, bir günlüğüne ‘Kızıl Meydan’ olarak adlandırılan kasaba meydanındaki kürsüye çıkarılıp teslim olduğunu açıklar. Meydanda asılan ‘Devlet bireyden üstün olmalıdır’ yazısıysa dikkat çekicidir. Çünkü bu yazı, kapitalistlerin sosyalizme, sığ, üçüncü sınıf liberal bir bakışla nasıl baktığını da göstermektedir. Bu bakışın bayatlamış ‘birey’ argümanı, sosyalizmin özgürlük tanımındaki sınıfsal yorumla birlikte en başından beri karşılıksız kalmakta. Bu anti propaganda sloganından yola çıkarak temellerini Batı merkezli düşünce tarzına kadar uzatabileceğimiz ‘bireysel özgürlük’ kavramı, Atina demokrasisindeki köleler ne kadar özgürse o kadar geçerlidir.
Kasabadaki senaryoya dönecek olursak, Kızıl Meydan’da sahnelenen oyunu, hamburger satışı yasağı ve onun yerine dağıtılan siyah Rus ekmeği ve patates çorbası izler. Kahve fiyatları beş katına çıkar. İnsanların çoğu ‘köle kampı’ adını verdikleri çalışma kamplarına temsilen gönderilir. Kütüphane kapatılır, kitaplar yakılır. Medeni haklar ve Kilise faaliyetleri yasaklanır, rahibeler de köle kampına gönderilir. Şekerci dükkanı kapısına “Sadece komünist gençlik üyelerine şeker” yazısı asılır. Sinemada Sovyet filmleri gösterilir…

‘KIZIL TEHDİT DENEYİMİ’
Ve gün biter… 2 Mayıs sabahı küçük kasabanın hayali sosyalizm tiyatrosu ulusal çapta gazetelerin manşetine oturur. ‘Amerikalılar Komünizm korkusunu tattı’, ‘Kızıl tehdit deneyimi’, ‘Amerikalılar, Amerikalılığın değerini anladı’. Tüm bu maşetlerin atıldığı sırada ABD’nin siyahlar ve beyazların aynı otobüse binmesini ve aynı çeşmeden su içirmesini yasaklayan bir ülke olduğu, tarihin trajikomik bir ironisi. Ancak söz konusu ABD olunca bu tarz tutarsızlıklar pek de olağan dışı sayılmıyor. Bir diğer ironiyse Sovyetler’in filmlerinden afişlerinden ‘totaliter propaganda’ anlamları çıkarmak için debelenenlerin, tüm kasabayı ve oradaki hayatı propaganda aracına dönüştürmesidir. Unutmadan söyleyelim, kasabanın pijamayla tutuklanan belediye başkanı, ‘demokrasiyi getirmek üzere’ adıyla düzenlenen mitinge geldiğinde beyin kanaması geçirir. Bilinci bir daha açılmayan başkan, 5 gün sonra 49 yaşında hayatını kaybeder. Ölüm haberinin ardından bölgedeki Amerikan Lejyonu komutanı olay hakkında ‘korkunç bir tesadüf’ yorumunu yapar.
AMERİKAN TARZI SOSYALİST ‘KARİKATÜR’
Burada görülen aynı zamanda ABD’nin Soğuk Savaş boyunca yaptığı ucuz anti sosyalist propagandadan farksızdı, sadece erken bir dönem olduğu için bugün bakıldığında daha ‘karikatürize’ görünmekte. Sinema efektlerinin ABD sinemasında gelişmesi, anti sosyalist propagandanın ucuzluğuna derman olmamıştır.
Mosinee kasabasındaki ‘temsili sosyalizm’ senaryosunda kısmen özel mülkiyeti kaldırılma bölümü hariç, gerek Sovyetler tarihinde gerekse sosyalizmin kendisinde bir karşılığını bulmak zordur. Mosinee örneği ABD’nin komünistlere ve sosyalizme karşı açtığı acımasız savaşı meşrulaştırma çabası olarak tarihe geçti. Bu örneğin aşırı Amerikan bakışıyla sahnelenmesi, dünyadaki inandırıcılığını yitirmektedir. Ancak gerçekle bağlantısı olmayan aynı mesajları daha evrensel ve popüler bir dille sunanlar bugün hâlâ baş üstüne tutulmakta, Soğuk Savaş’ta olmamamıza rağmen sosyalizm, anti propaganda araçlarıyla ‘tanıtılmakta’.
Kaynaklar: 
1- http://journaltimes.com/news/state-and-regional/years-ago-mosinee-staged-a-mock-communist-takeover/article_3d94ab53-b652-5aac-a554-d12ae08c93f1.html
2- http://host.madison.com/wsj/news/local/columnists/on-wisconsin-communism-for-a-day-a-may-day-remembered/article_3d4b3e75-1649-5396-b682-3c192509dd83.html
3- http://alphahistory.com/coldwar/reds-under-the-bed/
4- http://wisconsinology.blogspot.com.tr/2008/01/1950-communist-takeover-of-mosinee.html
5- https://purplethesaurus.wordpress.com/2010/05/02/may-day-in-mosinee-1950/
6 – Kızıl Bayrak Bir Komünizm Tarihi – David Priestland, İletişim Yayınları
Gazete Duvar’da yayımlanmıştır…


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz