Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinin Sarılar köyü yakınlarında 8 Temmuz 2018’de meydana gelen, 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 300’den fazla kişinin de yaralandığı tren faciasına ilişkin 13 sanığın “taksirle bir veya birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan yargılandığı davanın 18’inci duruşması bugün yapıldı. Yaklaşık 11 saat süren duruşmada mahkeme, davanın 29 Şubat’a ertelendiğini bildirdi.

Çorlu Halk Eğitim Merkezi’ndeki Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davanın 18. duruşmasında da da sonuç çıkmadı.

Bugün yapılacak duruşma öncesi salona giden aileler yürüyüş düzenledi. Aileler tarafından “Hak hukuk adalet”, “Kaza değil cinayet” “Çorlu’nun hesabı sorulacak” sloganları atıldı.

Yerel halk çevre sakinleri de ailelerin sloganlarına eşlik ederek destek gösterdi. Hayatlarını kaybedenlerin isimleri okundu. Her biri için “Burada” ve “Adalet istiyoruz” denilerek karşılık verildi.

“Katillerin korunmasına tahammül edemiyoruz”

Aileler tarafından duruşma salonu önünde basın açıklaması düzenlendi. Aileler adına açıklamayı okuyan Mısra Öz, şunları söyledi:

“Bir hukuk öğrencisi altı yılda bölümünü bitirmiş, stajını yapmaya başlamış olurdu. Bu süre zarfında içerideki 13 sanığı bir gün dahi tutuklu yargılamadılar. Biz bugün mahkemeden olası kastla ceza aldıklarını görüp tutuklanıp evlerine ve ofislerine değil cezaevlerine gitmelerini istiyoruz. Bu katillerin korunmasına tahammül edemiyoruz.”

Yine kazada kızı Bihter Bilgin ile kız kardeşleri Emel Duman, Derya Kurtulmuş ile 6 aylık yeğeni Beren Kurtulmuş’u kaybeden Zeliha Bilgin, aileler adına konuştu. Davada TCDD’nin üst düzey yöneticilerinin de yargılanmasını isteyen Bilgin, “Bizler sanık koltuğunda görmek istediğimiz İsa Apaydın, özel şirketinde TCDD’den aldığı özel ihalelerle ihale rekoruna koşmaktadır. Biz onu sanık koltuğunda beklerken ihale rekortmeni olma yolunda. Tüm sorumlular ve katliama sebep olan nedenler ve eksiklikler ortaya çıkmasına rağmen TCDD Genel Müdürü seviyesine hiçbir zaman çıkarılmamış ve mahkeme bu tutumunda ısrar etmiştir. Tüm sorumluların yargılanması için yapılan tüm başvurular hep reddedilmiştir. Üst düzey hiçbir zaman ulaşılmamıştır, hep korunmuştur, mevcut sanıkları 1 gün bile TCDD ile iş bağlantıları hiçbir şekilde sonlandırılmamıştır, hatta terfi almışlardır. Adalet bize bugün gülecek mi? Hepinize sonsuz teşekkür ediyorum, iyi ki varsınız” dedi.

Duruşma saat 10.00 civarında yoklama ile başladı.

Görüntü ve ses kaydı yapılmasına oybirliğiyle karar verildi. Duruşmanın başında soruşturmanın genişletilmesine yönelik yeniden bilirkişi incelemesi yapılması talep edildi. Mahkeme bu talebi tekrar reddetti. Esas hakkındaki mütalaa iddia makamı tarafından tekrar okundu.

“Başka çocukların ölmesini engelleyemiyorsak sözüm kalmadı”

Ardından mağdurlara, katliamda hayatını kaybedenlere söz verildi. Çok sayıda kişinin söz aldığı kısımda aileler tam 2026 gündür süren acılarını anlattı, adelet taleplerini yineledi, cezaların olası kasttan verilmesini istedi. Katliamda yaşamını yitiren 16 yaşındaki Sena Köse’nin annesi Aysun Köse, “Benim kızım bir daha dünyaya gelmeyecek, ölene kadar onun acısıyla yaşayacağım. Aynı ihmaller devam ettiği sürece başkalarının da canı yanacak. Başka çocukların ölmesini engelleyemiyorsak benim başka söyleyecek sözüm kalmamıştır” diye konuştu.

Hüseyin Şahin ise “Kanunları anlattınız yıllardır, TCDD bağlı olduğu mevzuata uymamıştır. Sanıkların olası kasttan ceza alması gerekiyor. Ben avukat değilim, burada bizi seven avukatlar Baro Başkanları var. Onları dinleyin” dedi.

“Şirketlerini kurdular, hayatlarına devam ettiler”

Katliamda 9 yaşındaki oğlu Oğuz Arda Sel’i yitiren Mısra Öz, “6 yıldır oğlumun acısını yaşıyorum. Sizlerin de oğlu olabilirdi. Biz yıllardır sizi hukuk çerçevesinde anlamaya çalıştık. Siz bizi hiç anlamaya çalışmadınız. Buraya tanık olarak bile getirmediğiniz Genel Müdür ve yardımcılarına biz de ulaşamadık, onlar şirketlerini kurdular, hayatlarına devam ettiler. Mümin Karasu’nun tutuklu kaldığı o kısa sürede bile başımızı yastığa rahat koyduk” dedi. Üst düzey yetkililerin yargı önüne çıkarılmamasını eleştiren Mısra Öz, “Hükmünüz belli değiştirebileceğinizi zannetmiyorum. Madem burada üst makamları göremedik bari bu sanıklar bu salondan ellerini kollarını sallayarak çıkmasınlar. Olası kasttan ceza alıp tutuklanmalarını istiyoruz. Aksi halde geçmişte birilerini öldüren yarın başkalarını da öldürebilecek kişilere göz yummuş olursunuz” diye konuştu.

Zeliha Bilgin ise “Bu işbilmezlerin gözümün önünden kelepçe vurularak gitmesini istiyorum. Ben morgda dört kişinin acısını gördüm. Altı yılın sonunda bizler manevi mahkum edildik. Nolurdu işinizi yapsaydınız, bugün çocuğum sömestr tatilini yapacaktı. Bizi anladığınızı düşünüyorum çünkü hepimiz kalp taşıyoruz. Ben de çalışıyorum ve işimi en iyi şekilde yapmaya çalışıyorum. Bedduayla yatıp bedduayla kalkıyorum. Vereceğiniz kararlardan umutluyum” dedi.

Çorlu tren katliamı davası aileler

“Bu adamlar hâlâ işini yapıyor, işini bile kaybetmedi” tepkisini gösteren Fatih Sel, “Ankara kazasını yaşadık, oradaki insanları yaşadım, morga yürüyüşümü hatırladım. Herkese emsal olsun, insanların hayatıyla oynamak neymiş görsün herkes” dedi. Üst düzey yetkililerin korunduğuna dikkat çeken Mehmet Öz de “Herkes üst düzey yöneticilerin yargılanmasını istiyor. Ama bu davada üst düzey yöneticiler korunuyor. Çorlu Tren Katliamı’nı mecliste dile getirmelerini istiyorum milletvekillerinden. İdarecilerin en ağır cezayı almaları için davanın peşini bırakmayacağız” dedi. Emine Canbaz, “Bir yeğenimi annesinin montunda büyüttüm, kokusunu alsın diye. Diğer yeğenimde ömür boyu Trenin izleri kaldı. Ben sanıkları kelepçeyle görmek istiyorum” derken, müftülükten emekli olduğunu belirten Ercan Cesur ise “Görevim icabı çok cenaze yıkadım ancak genç yaşta bana kardeşimin cenazesini yıkatanların en ağır cezayı almasını istiyorum” diye konuştu. Ardından mağdurların avukatlarına söz verildi.

“Cinayet düzenini besleyenle, failleri saklayan aynı irade”

Av. Yalçın Deniz Özen, demir yolu ulaşımına dair kendi eğitim kurumları, atölyeleri, basımevleri dahil çok sayıda bileşeni olan TCDD’nin AKP iktidarı tarafından tasfiye edildiğini, bileşenlerin yok edilerek yalnızca bir demiryolu işletmeciliği yapan bir şirkete dönüştürüldüğünü anlattı. Kurumun özelleştirme-şirketleştirme sürecine dair detayları anlatan Av. Özen, “Tüm bunlar, TCDD’nin kurumsal yapısının darmadağın olmasına, birimler arası koordinasyonun tümüyle yok olmasına ve meydana gelen katliamlarda sorumluluktan kaçmanın, altyapı üstyapı dengesizliğinin müthiş bir boyuta varmasına yol açtı” dedi.

Dava sürecinde, yetkililer hakkında suç duyurusunu kabul eden savcının görevden alındığını, süreci anlatan gazetecilerin tazminata mahkum edildiğini, adalet isteyen ailelerin yargılandığını tek tek örneklerle anlatan Av. Özen, “Tüm bu yaşananlar, karşımızda örgütlü, sistematik bir irade olduğunu, devletin temel görevi olan kamu hizmetini piyasalaştırıp yurttaşın canı ile maliyet hesabı yapanın da bu sosyal cinayet düzenini besleyip failleri saklayanın da aynı irade olduğunu gösteriyor.”

“Sorumluluk Genel Müdürlükte”

Ardından söz verilen Avukat Akçay Taşçı, önce 4 ardından 9 sanığın adeta yem gibi önlerine konulduğunu, bilirkişi raporunda yönetimsel sorunlara dikkat çekilmesine ve tüm taleplerine rağmen yetkililerin soruşturmaya dahil edilmediğini belirtti. Av. Taşçı, sanıkların sorumluluğun Genel Müdürlükte olduğunu gösteren ipuçlarını şöyle sıraladı:

  • Meteroloji Müdürlüğüyle katliamdan sonra protokol imzalandı. Bu yetki Tevfik Baran Önder’in ifadesiyle Genel Müdürlüktedir. Yağışlar sağlıklı bir şekilde takip edilseydi katliam yaşanmazdı.
  • İkinci husus ise yol bekçileri. Bizzat Genel Müdürlük tarafından kaldırıldı. Bu karar da dosyamıza girdi. Daha önce yol bekçiliği yapan Ramazan Bey’i salonda dinledik ve çok faydalı bir uygulama olduğunu söyledi.
  • Bütün sanıklar personel yetersizliği konusunda hemfikir. Bu kurumda çalışan insanların liyakatli olması gerekiyor. Mümin Karasu mühendis eğitimi alan bir insanın yapması gereken işi yapmaktaydı. Burhan Ortancıl da bulunduğu pozisyon itibariyle gerekli eğitimi almamıştı. Bu liyakatsizlikleri sorumlusu TCDD’dir.
  • TCDD bünyesinde hidrolik hesabı yapabilen tek bir mühendis bile yoktur dedi sanıklardan bir tanesi. Balast tutucu duvarın yapılıp yapılmaması bizim yargılamamızı bir süre esir aldı. Bilirkişi raporlarına göre öngörülemeyen bir yapış yağmadı ve menfez ömrünü tamamlamıştı. Herhangi bir sanığın münferit bir eyleminden bahsetmiyoruz. Genel Müdürlük tarafından herhangi bir belirleme yapılmadığından biz burada bir kakafoni halinde menfezi kimin kontrol etmesi gerektiğini tartıştık.

Bu verileri sıralayan Av. Taşçı, “Eğer 25 insanın ölümüne ilişkin hakkaniyetli bir yargılama yapacaksak, Süleyman Karaman, Talat Aydın, Şükrü Kutlu, Ümit Ulvi Canik, Veysi Kurt, İsa Apaydın, sanık koltuğuna oturmalıdır” diyerek TCDD yetkililerinin sorumluluğuna dikkat çekti.

Sanık avukatları savunmalarına başladı

Sanık Nihat Aslan’ın avukatı Akın Baş, şu sözlerle müvekkilinin beraatini istedi:

“Mahal listesinde kaza yapılan olayın meydana geldiği yer ile ilgili bir yazı yoktur. Yol Bekçisi olmadığından bahsedildi. Dışarı çıkarız güneşli hava birden bozar. Önüne geçilemez. Yol bekçisi olsa bile sel baskını görmesi çok zayıftır. Bunun dışında müvekkilin taksirinden bahsedebilmek için gerekli teknik bilgi bilmesi için mühendis olması gerekir. Müvekkilim idari konuda uzmandır. Beraatini talep ediyoruz.”

“Ölüm gösterip sıtmaya razı etmek istiyorlar”

Muammer Meriçli ‘nin Avukatı Atilla Sakar ise sanıkların ‘olası kast’ ile yargılanma talebine karşı çıkarak ‘Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek istiyorlar’ dedi. Sakar, müvekkilini şu sözlerle savundu:

“Menfez 1873 yılında imal edilmiş. 145 yıl hizmet vermiş. 145 yıl boyunca sicil kaydı yok dedik. Bu sicilin olmaması karşısında su baskını da olmamış. Avrasya tüneli yaptı, Marmaray yapıldı 9 şiddettinde depremlere dayanıklı olduğu söylendi. 145 yıldır kaza kaydı olmanası hasar ve onarım ihtiyacı yapılmamış. Bunun söylenmemesinden herhangi bir söylem çıkması için senaryo yazılması gerekir.

Olası kasıt isterlerken spesifik örnekler veriyorlar. Olası kasıtla ölümü gösterip sıtmaya razı etmek istiyorlar bilinçli taksiri cebe koyarak. Doğal afeti hiç olmamış gibi gösteriyorlar. Güneşli havada menfez çökmüş gibi bir algı oluşturuyorlar. Hava durumunun takip edilmemesi kusur olarak gösteriliyor. Müvekkilimin cezalandırılmasının istenmesi hukuka aykırı olacaktır.”

Mümin Karasu’un Avukatı Zekeriya Şerbetçioğlu ise duruşmada şu sözlere yer verdi: “Mümin Karasu işini harika şekilde yapmıştır. Görevini yaptığı için suçlamak doğru değildir. Ek iddianame ve mütaala yanlış kararlara imza atmıştır. Müvekkil servis müdürüdür. Yaptığı hiçbir işlemle yağmuru öngöremez. Müvekkilim olay dışında olmuştur.
Mümin Karasu’ya vahiy mi geldi? Meslek aşkı ve görev disiplini ile yaptığı şeyleri bilinçli taksir çıkarmak hukuksuzluğun zirvesidir”

“25 kişi telef oldu” sözüne tepki

Avukatlar arasında sözlü tartışma çıktı. Sanık avukatı Şerbetçioğlu’na ailelerin avukatlarından biri “ne bakıyorsun” diye çıkıştı.

Mağdur ailelerinden birisi avukatın “25 kişi telef oldu” sözüne tepki gösterdi.

Beraatini talep etti

Sanık Burhan Ortancıl ise, “Dikkatsizlik ve özensizlikle suçlanmam haksızcadır. Kusurum ve hatam yoktur. Ayrıca bu yol yapılırken ne alt ne de üst yapısında işim yoktu. Dolayısıyla kazanın oluşumunda ihmalim yoktur. Beraatimi talep ediyorum” dedi.

“Karar verenlerin hiç mi suçu yok?”

Sanık Turgut Kurt, Mümin Karasu’yu itham ederek, “Mümun Karasu uyarılarda bulunduğunu söyledi. 8 Temmuz 2018’de neden uyarıda bulunmadı? 20 Haziran 2018’de kendisi ile turne yaptık. Bana tek kelime etmedi. O turnede meteorolojinin radar programından bahsetmedi. Bana söylemiş olsa ben de kısım şeflerine bunu iletebilirdim. Mümin Karasu’nun bana karşı olan kin ve nefretini görebilirsiniz. Bu insanın davranışlarının sorumluluğu TCDD Genel Müdürlüğü’ne aittir. 8 Temmuz 2018 olan olay gününde Özkan Polat arazideydi. Halkalı’da da bakım şefimiz nöbetteydi. Bu kişiler tren traffini takip ediyor. Bu insanlara yağış istihbaratı gelmedi. Kaza günü dahi yağış gözükmüyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün lokal yağıştan haberi dahi yok. Haberim olmayan konuya nasıl müdahale edebilirim? Trenler kaza günkü gibi işliyor. Facialar sinyal sistemi ve vatandaşın uyarıları ile önlendi.Trenler kaza günkü gibi işliyor. Facialar sinyal sistemi ve vatandaşın uyarıları ile önlendi. Karar verenlerin hiç mi suçu yok, savcılık makamı neden bunları görmez?

Duruşma ertelendi

Mahkeme heyeti duruşmada elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi için dosyanın yeniden incelenmesine karar verdi. Hükmün açıklanması 29 Şubat’a bırakıldı. Celalettin Çabuk dışında diğer sanıkların yurtdışı yasakları devam etti.

“Bu kadar eziyete rağmen adalete inancımızı yitirmedik”

Mağdur aileler erteleme kararı ardından basın açıklaması düzenledi. Yapılan açıklamada Mısra Öz şu ifadelere yer verildi: “18. duruşmanın sonuna geldik. Sizler gibi bizler de şaşkınız. Bunun bir karar duruşması olduğu ifade edilmişti. 29 Şubat’a ertelendi duruşma. İçeride sanıklar ve sanık avukatları, bizim avukatlarımızın savunmalarına değil de sanık avukatlarına karşı savundular. Bu yargılama süreci eksik yapılmıştır. Mevcut sanıkların olası kast üzerinden cezaevine gönderilmelerini talep ettik. Burada güçlü bir dayanışma vardı. İçerideki tüm saçmalıkları dinleyerek, haklılığımızı ispat ettik. Sanıklar kendilerini savunamadı. Kusursuz görevini yapan Mümin Karasu denildi. 29 Şubat’ta tüm siyasi partiler, tüm yurttaşları ve gazetecileri yanımda olmaya davet ediyorum. Birilerinin gerçekten ceza aldığına hep birlikte şahit olacağız. Bu kadar eziyete rağmen adalete olan inancımızı yitirmedik.”

İddianame

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) 1. Bölge Müdürlüğü’nde görev yapan Demiryolu Bakım Müdürü Turgut Kurt, Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat, Köprüler Şefi Çetin Yıldırım ve Hat Bakım ve Onarım Memuru Celaleddin Çabuk, “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olmak” suçundan 2’şer yıldan 15’er yıla kadar hapis talebiyle yargılanıyor.

Davadaki bütün sanıklar tutuksuz yargılanıyor.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz