Suç örgütü liderliğinden aranan isimlere yönelik bir süredir artış gösteren operasyonlar düzenleniyor. İkisi kırmızı bültenle aranan 3 uluslararası suç örgütü lideri daha Türkiye’de yakalandı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 2’si Interpol tarafından hakkında kırmızı bülten bulunan, 1’i difüzyon mesajı (acil yakalama mesajı) ile aranan 3 suç örgütü liderinin Alanya ve İstanbul’da yakalandığını açıkladı.

Yerlikaya, “Kafes-21” operasyonu kapsamında Alanya’da kırmızı bültenle aranan Thomas Josef Konrad’ın gözaltına alındığını belirtti. Konrad’ın Polonya’da uyuşturucu ticareti yaptığı, Fas’tan İtalya ve İspanya’ya yüklü miktarlarda getirdikleri uyuşturucu maddeleri bu ülkelerden daha düşük miktarlarda diğer Avrupa ülkelerine sevk eden organize suç örgütünün lideri olduğu öğrenildi.

Bakan, kırmızı bültenle Çin’de “dolandırıcılık ve yasa dışı örgüt faaliyetleri” suçundan aranan Jinking Peng’in de İstanbul’un Fatih ilçesinde yakalandığını açıkladı. Yerlikaya, Almanya’da 1 ton kokainin ele geçirildiği operasyonun firari şüphelisi olarak aranan Daniel Alexander Muller’in de İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde gözaltına alındığını kaydetti.

Operasyonların amacı temizlik mi?

Türkiye’nin uluslararası uyuşturucu ticaretinde bir pazar ve transit ülke haline gelişini, uluslararası suç ağlarının liderlerine dönük “Kafes” gibi isimlerle duyurulan operasyonların “arınma”, “temizlenme” olup olmadığını, uluslararası çete liderlerinin yerli ortaklarına ilişkin adım atılmamasını gazeteciler Cengiz Erdinç ve Bahadır Özgür Evrensel’e değerlendirdi.

Erdinç: Çetelerin Türkiye ayağına bakılmıyor

Türkiye’de her gün yeni bir suç örgütü liderinin yakalanmasının, Avrupa Polis Teşkilatının (Europol) başlattığı operasyonlar ve 2019’da organize suç örgütlerinin iletişim kurmak amacıyla kullandığı kripto mesajlaşma hattı Sky ECC’nin şifrelerinin kırılması sonrası başlatılan operasyonların devamı olduğunu belirten Gazeteci Cengiz Erdinç, suç örgütü liderlerinin Avrupa’dan özellikle Türkiye’ye kaçtığını ifade etti. Erdinç, “Bu tarafa doğru geliyorlar çünkü Türkiye Europol ile stratejik ortak, ama bilgi paylaşılmıyor, bunu biliyorlar. Kırmızı pasaport, vatandaşlık imkanları kolay. Çok etkili bir arama tarama olmadığını da biliyorlar. Türk vatandaşı ise iade edilmiyor” dedi. Kasım ayında Hırvatistan tarafından kırmızı bülten ile aranan uluslararası uyuşturucu kartelinin elebaşının Üsküdar’da yakalandığını hatırlatan Erdinç, bu zanlının dört Türk ortağı olduğunu ancak bu isimlerin üzerine gidilmediğini vurguladı: “Bu ülkenin dilini bilmeyen, kültürünü bilmeyen insanlar geliyor. Kırmızı bültenle arandığı halde vatandaşlık alabiliyor, buraya yerleşiyor, ev alıyor… Bu ilişkileri sağlayan buradaki partnerleri kim? Kimin üzerinden geliyorlar? Bu soruya cevap verilmiyor asıl olarak. Burada suç organizasyonları iç içe geçmiş. Balkanlardaki çeteler burada Türk partnerleriyle ilişki halinde oluyorlar ve kaçtıkları zaman o Türk partnerlerin sağladığı imkanlarla burada korunabiliyorlar. Yani Türkiye’de bir ev sahibi çete olması lazım.”

Cengiz Erdinç

“İdare edilecek noktayı aştı”

Operasyonların lanse edildiği gibi bir “arınma” ya da “temizlik” olmadığını ifade eden Erdinç, organize suç örgütlerinin ve artan uyuşturucu kullanımının toplumda ve AKP’nin tabanında yarattığı rahatsızlığın etken olduğunu vurguladı: “Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve onun ilişkilerinin tasfiye edildiğini düşünüyorum. Soylu kötü, Ali Yerlikaya iyi gibi bir denklem değil de ikisinin dayandığı şeyler var. Soylu, MHP destekli bir isimdi. MHP’li polislerle, yargıdaki birtakım güçlerle birlikte çalışıyordu. O dönemde de yapılan operasyonlar vardı, ancak bu kadar etkili ve yoğun değildi. Ali Yerlikaya da içişlerinde bir gücü temsil ediyor… Tefecilik, mafya, organize suç, Anadolu şehirlerine kadar yayılan uyuşturucu sorunu var. Bütün bunlardan beslenen bir organize suç sorunu var. Bunların AKP tabanında da rahatsızlık yarattığını düşünüyorum. Bunlar idare edilir noktayı aştı artık.”

“Yargıda dosyanın içi boşalıyor”

Erdinç yargılama sürecindeki sorunlara ve cezasızlığa da dikkat çekti: “Kamuoyu baskısı olmadan bu operasyonlar yapılıyor ama mahkemede içi boşalıyor bu dosyanın. Ya delil toplanmıyor yeteri kadar, bunda polisin uzmanlaşmamasının etkisi var ya da yargıda problemler var. Büyük davalarda; karapara, organize suç, çete davalarında hep yargı sürecinde bir sönümleme yaşanıyor. Cezasızlık söz konusu. İradi bir yönü de var. Örneğin hem Alaattin Saral’ın hem de Sedat Şahin’in serbest bırakılması gündeme geldi. Mahkeme üyeleri değiştirildi tatile çıktıkları sırada. Nöbetçi hakim, salıverdi. Bir de savcıların ya da hakimlerin arkasında bir kamuoyu gücü yok. Yargı bağımsızlığına yapılan müdahale burada da birtakım boşlukları ortaya çıkarıyor.”

Özgür: Bir kopuş değil yeniden düzenleme

Gazeteci Bahadır Özgür ise yıllardır küresel uyuşturucu kartellerinin güvenli üssü haline gelen Türkiye’de, bugüne kadar dokunulmayan, koruma verilen, vatandaş yapılan isimlere operasyonların yapılmasının nedenlerini şöyle sıraladı:

“İlki; uluslararası alanda uzun süredir Türkiye’ye suç örgütleri konusunda yapılan baskılar. Tüm dünyada operasyonlar yapılırken neredeyse bir tek Türkiye’de olmuyordu. Nitekim OECD’nin ‘gri listesi’ndeydi. Bu durum artık sürdürülemez hale geliyordu. En azından uluslararası alandaki operasyonların bir uzantısı olarak bunların gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Bu yapılıyor.

İkinci ve bence esas neden ise ekonomi politikalarında yatan sebepler. 2013’lerden sonra faiz meselesinin merkezine oturduğu bir kredi genişlemesi dönemi başladı. Ne pahasına olursa olsun büyümenin sağlanması, iktidarın sosyal tabanını genişletmesi, etrafındaki çıkar ağlarının büyütülmesi gerekiyordu. Özellikle 2016 darbe kalkışması ile inşasına başlanan ve tepede Erdoğan’ın kudretli temsilinin olduğu, aşağıda ise farklı kesimlerin iktidara eklemlendiği bir iktidar mimarisinin temeli, bol para kaynağı olmasına dayanıyordu. Kamu ihalelerinin, inşaat rantının, kamu bankalarının kaynaklarının, dışarıdan borçlanmanın, borsa soygunlarının vs. arşa çıktığı bu süreçte suç ekonomisi de bu iktidar mimarisinin temel gıdalarından birisi haline geldi. Zaten, nasıl olursa olsun para gelsin diye açık açık yasal düzenlemeler de yaptılar: Varlık barışı, vatandaşlık satışı vs… Ayrıca aynı dönemde faiz-kur-enflasyon üçgeni ile kurulan mekanizmanın yarattığı büyük servet transferlerini de unutmayalım. Yani legal-illegal ekonomi ayrımının neredeyse belirsizleştiği, ama kesin biçimde birbirini beslediği bir süreçti. Lakin ne olursa olsun Türkiye kapitalizmi açısından sürdürülemez de bir durumdu bu. Düşük faiz, yüksek enflasyona dayalı böyle bir yolun sonuna gelindi artık.”

Bahadır Özgür

“Suç ekonomisine yönelik regülasyon”

Mehmet Şimşek’in gelmesiyle birlikte özellikle ücretli kesimlerin talebinin kısılması, ihracata dayalı birikimin ön plana çıkması, dış finansman ihtiyacının önünü açmak istendiğini belirten Özgür, şöyle devam etti: “Dolayısıyla suç ekonomisinin de patladığı son 10 yılın dinamiklerine yönelik bir ‘regülasyon’ başladı. Zaten Türkiye’nin son yarım asrına baktığımızda, suç dünyasına devletin zor gücüyle müdahalenin başlaması ile ekonomi politikalarındaki hat değişimine tekabül edecek bir siyasal ve toplumsal yeniden tanzimin eş zamanlı olduğu görülür. ’70’lerin sonundaki döviz krizi ile Birinci Babalar Operasyonu; Özal’ın yeni iktisadi rejimiyle İkinci Babalar Operasyonu; 88’deki ekonomik kriz ve işçi sınıfının iktidara karşı güçlü meydan okuması ile 1. MİT raporu; ’90’lı yılların sonuna doğru patlayan ağır ekonomik kriz ve bu krizin bir manivela yapılarak Batı küresel pazarına daha fazla entegre bir ekonomi ve siyasal biçimin inşası ile Susurluk skandalı… Özetle, ekonomi politikalarında yaşanan tıkanıklığın aşılması için başlatılan regülasyonlar daima yeni bir siyasal konumlanışı da dayatır. Bu siyasal konumlanışın balans ayarı ise geçmişten beri devletle, bürokrasiyle ve sermaye birikimiyle ilişkili olan suç ekonomisine yönelik regülasyonlarla başlar.”

“Kopuş değil, aşırıya kaçan unsurlar tıraşlanıyor”

Bugünkü operasyonların da temiz siyaset ve bürokrasi arayışından değil, ekonomi politikalarındaki yeni yön arayışının bir ürünü olduğunu ifade eden Özgür, “Bu bir kopuş değil, bir tür yeniden düzenleme pratiğidir. Dokunulabileceklere dokunuluyor, aşırıya kaçan unsurlar tıraşlanıyor, dokunulmaz olanlar ise siyasetin çizdiği sınırlar içine çekiliyor. Ama bunun öyle kolay, huzurlu olduğunu söylemek de pek mümkün değil. Zira, tepede tek bir irade bulunsa da aşağıda farklı güç odaklarının, çıkar gruplarının birer derebeyini andıran hükümranlığı bulunuyor. Haliyle güç sınırlarının ve ekonomik çıkarların kimin lehine, kimin aleyhine genişleyip daralacağına ilişkin de bir çatışma, bir kavga sürüyor. Biz o kavgadan dökülen bilgileri, ilişkileri görüyoruz işte” ifadelerini kullandı.

Difüzyon mesajı nedir?

“Difüzyon Mesajı” kırmızı bülten çıkartılması zaman aldığından, bu aşamada herhangi bir gecikmeye yer verilmemesi amacıyla, kaçak şahısların yakalanması için, kırmızı bültene ilişkin kriterler çerçevesinde, ilgili ülke Interpol’ü tarafından diğer ülke Interpol’lerine çekilen dağıtımlı teleks yazıları olarak biliniyor.

Baronların doğal yaşam alanı(!)

Ali Yerlikaya’nın İçişleri Bakanlığı görevini üstlenmesinin ardından uyuşturucu baronlarına dönük “Kartel” ve uluslararası suç örgütlerine dönük “Kafes” adı altında gerçekleştirilen operasyonlar önemli sonuçlar ortaya koyuyor.

Operasyonlarla “Uluslararası uyuşturucu kartellerine ve suç örgütlerine karşı savaş ilan edilmiş” görüntüsü verilse de sonuçlar suç örgütleri liderlerinin Türkiye’yi doğal yaşam alanı olarak kullandığının ve ülkeye rahatlıkla giriş çıkış sağladığının göstergesi.

2 Kasım: Avustralya merkezli olarak küresel çapta faaliyet gösteren ve liderliğini “Reis” lakaplı Hakan Ayık’ın yaptığı uluslararası silahlı organize suç örgütü “Comanchero”ya operasyon gerçekleştirildi. Uluslararası uyuşturucu ticareti, insan öldürme, silahlı yağma, kundaklama, insan kaçırma, kara para aklama gibi suçların faili çetenin lider kadrosunda yer alan ve kırmızı bültenle aranan Hakan Ayık, Duax Hohepa Ngakuru, Hakan Arif Tavukçu, Barış Tükel, Erkan Yusuf Doğan ile mavi bültenle aranan Jimmy Avaijan, Sibel Arif, Alp Öztürk dahil 37 kişi yakalandı. Örgütün Güney Amerika’dan temin edilen uyuşturucuyu Avustralya, Hollanda ve Hong Kong pazarına ulaştırdığı, kazanılan parayı Türkiye’de akladığı öğrenildi.

10 Kasım: Kırmızı bültenle aranan ve Güney Amerika’dan Avrupa’ya uyuşturucu sevkiyatı yapan “Kompanio Bello” isimli uyuşturucu kartelinin Lideri Dritan Rexhepi İstanbul Beylikdüzü’de yakalandı. Rexhepi “Kasten insan öldürme, uyuşturucu, insan kaçırma/hürriyetten yoksun bırakma, seyahat belgesinde sahtecilik, silah ve mühimmat” suçlarından İtalya ve Arnavutluk tarafından aranıyordu. Rexhepi’nin Türkiye’ye sahte isimli Kolombiya pasaportuyla giriş yaptığı biliniyor.

18 Kasım: Kartel operasyonunda kırmızı bülten ile aranan uluslararası uyuşturucu kartelinin Elebaşı Nenad Petrak İstanbul Üsküdar’da yakalandı. Güney Amerika’dan elde edilen uyuşturucuyu Avrupa’ya dağıttığı öğrenilen Petrak’ın Hırvatistan makamlarınca “Kasten insan öldürme” suçundan arandığı öğrenildi. Petrak’ın dokuz kadar ülkede suç örgütleriyle bağlantıları bulunuyor.

19 Kasım: Mavi bültenle aranan uluslararası uyuşturucu kartelinin “Batı Balkan Kanadı” yöneticilerinden Christijan Paliç Kartel operasyonu kapsamında İstanbul Beşiktaş’ta yakalandı. Güney Amerika’dan Avrupa’ya kokain temin edilmesine öncülük eden Paliç’in kara paranın aklanmasında önemli rol oynadığı tespit edildi.

3 Aralık: Dolandırıcılık suçundan mavi bültenle aranan ve Rusya’da faaliyet gösteren “Thieves in Law” adlı organize suç örgütünün yöneticilerinden “Shamil Amırov” Kafes operasyonuyla İstanbul Sarıyer’de yakalandı.

6 Aralık: Yüksek miktarlarda kokain ve eroin dağıtımı, yasa dışı silah ticareti, silahlı yaralama, silahlı tehdit ve silahlı soygun suçlamalarıyla kırmızı bülteni ile aranan silahlı organize suç örgütü Lideri Shaun Monaghan İstanbul Fatih’te kaldığı otelde Kafes operasyonu kapsamında gözaltına alındı.

13 Aralık: Interpol Kırmızı Bülten’le aranan Uyuşturucu Madde Finansörü ve Organize Suç Örgütü Üyesi Muhuannad Aloqlah Kafes operasyonuyla İstanbul Esenler’deki evinde yakalandı.

15 Aralık: Kırmızı bültenle aranan biri suç örgütü elebaşı, 2 suç örgütü üyesi İstanbul’da yakalandı. Belçika’da ülke genelinde uyuşturucu dağıtımı organize eden örgütün elebaşı İngiliz Mohammed Zakir Miah Büyükçekmece’de, Vietnam’da ağır yaralama suçuyla aranan Çinli Chen Xuefeng Bağcılar’da yakalandı.

Türkiye hem pazar hem transit ülke

Türkiye uluslararası uyuşturucu ticaretinde hem önemli bir pazar hem de transit ülke konumunda. Bu durum uluslararası raporlara da yansımış durumda. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya döneminde “Narkogüç” adı altında gerçekleştirilen bazı uyuşturucu operasyonları da bu durumu teyit ediyor.

Sicilya açıklarındaki bir yük gemisinde 5.3 ton kokain ele geçirildi. Geminin son durağının Türkiye olduğu açıklandı. 21 Temmuz’da yapılan operasyonda gözaltına alınan 15 kişinin 8’i Türkiye, 5’i Azerbaycan, 2’si Ukrayna vatandaşı.

Zonguldak’ın Ereğli ilçesine Kolombiya’dan gelen kömür yüklü kuru yük gemisinde ise 150 kilogram kokain ele geçirildi. 6 Ekim tarihli operasyonda gözaltına alınan 10 şüpheli tutuklandı.

İskenderun açıklarında demirleyen Liberya bandıralı bir kuru yük gemisine 14 Kasım’da yapılan operasyonda yaklaşık 52 kilogram kokain bulundu. Uyuşturucular geminin çapa zincir boşluğunda zincire bağlanmış halde bulundu.

Mersin Limanı uyuşturucu kavşağı

Ekvador’dan Mersin Uluslararası Limanına gelen muz kolilerinin içerisinde de 610 kilogram kokain bulundu. 27 Ekim tarihli operasyonda muz yükünü alacak firmanın sahibi de dahil 3 şüpheli gözaltına alındı. 26 Temmuz’da yine aynı limanda gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonunda 11 kilogram kokain yakalanmıştı. Kaynak ülke yine Ekvador, uyuşturucuların gizlendiği yer ise yine muz kolileriydi.

Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü ekiplerinin yine Mersin Limanında 18 Kasım’da gerçekleştirdiği operasyonda ise 54 kilogram kokain bulundu. Uyuşturucularla ilgisi olan 10 kişi gözaltına alındı.

28 Kasım’da ise Gümrük Muhafaza ekiplerinin İstanbul Ambarlı Limanına gelen bir yük gemisine yaptığı operasyonda 35 kilogram kokain bulundu. Uyuşturucular yine muz yüklü konteynerde bulundu.

19 Eylül’de yine Ambarlı Limanında gerçekleştirilen operasyonda ise 424 kilo ağırlığında “captagon” cinsi uyuşturucu yakalanmıştı.

Yine Gümrük Muhafaza ekiplerinin 2 Kasım tarihinde Yalova Limanında gerçekleştirdiği uyuşturucu operasyonunda 10 milyon lira değerinde 80 kilo esrar ele geçirildi.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz