Esasen asgari ücret konusunda Süleyman Başkan (*) geçtiğimiz günlerde televizyona verdiği demeçte, Gebze’de Flormar direnişi sırasında gösterdiği ve Petrol-İş Sendikası Başkanlığı’na seçildikten sonra unutmayı tercih ettiği sınıf dobralığı ile olan biteni net bir biçimde ortaya koymuştu: “ Komisyon ne konuşursa konuşsun asgari ücret daha sonra birilerinin araya girmesi ile siyasi kararla belirleniyor.”

Söz konusu olan asgari ücret ve o araya giren birileri sınıflı toplumlarda elbette burjuvazi ve onun iktidarını sürdürmek için arazi temizliği yapan yasalar filan çıkarıp halka yaptırımlar uygulayan devlet,  bağlı her türlü kurum ve kuruluş, hükümetler oluyor tabii. Hakim sınıfın evde, işte, bankada, Ayşe’nin Fatma’yla, patron Veli’nin işçi Ali’yle ile ilişkisinin kaidelerini saptayan, medya, sosyal medya vs. kültürel kalıplar ile durmadan yeniden üreten bir de hakim ideolojileri var.

Bu ideolojiler bir yandan patron velinimettir, size iş veriyor, ona haksızlık etmeyin, ilahi adalet gelir bulur, filan gibi söylemlerle işçilerde rıza üretirken- bu rıza üretmek kavramı Bahar’ın- diğer yandan dini vecibelerini yerine getirmek, namaz kılmak için camiye girmek isteyen Özak Tekstil işçilerinin, müftü yardımı ile cami kapattırıp, ibadetini engellemenin doğal ve meşru olduğu hikâyesini de yaygınlaştırabiliyor.   Bizden “her koyun kendi bacağından asılır” özdeyişi çerçevesinde kendimize benzeyenlerle rekabet etmemiz, kimseye güvenmememiz, dayanışma göstermemiz isteniyor.   Sendikaların yalnızca kendi üyelerini düşünmesi ve meşrebine uygun büyük sendikalarla dayanışma göstermesi biraz da bundan. Bu arada Özak Tekstil işçileri sizi de dayanışmaya çağırıyor, büyük devrimci sendikalar…

Güç tezgâhta çalışan işçide diyor Ozan

Gerçeklerin er veya geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır, biliyoruz da,  bunları anında görebilenlerin olduğunu da gözden kaçırmamak lazım. Ben buna sınıf bilinci diyorum. Hilal Tok’un**Evrensel’de şahane bir biçimde hikâyelerini anlattığı 21 yaşında hiç sinemaya gitmeyen, hiç tatil yapmayan işçilerin,  sendikadan değil de ne öğrendiysek ondan öğrendik diye adres gösterdikleri doğal işçi önderi Ozan da şöyle konuşuyor mesela: “ Bugün sendika temsilcileri bile işçiye “siz-biz” olarak bakıyor. Güç aşağıda tezgâhta çalışan işçide, temsilci de onun temsilcisi aslında. Ama sendika ve işçiler ayrı oluyor. Buraları kırdıkça bir şeyler değişecek. Bakın asgari ücretli zam almadan her şeye zam gelecek…  Sen istersen 50 bin lira  maaş al, o eridikten sonra bir anlamı yok. Tek başına fabrikamızla sınırlı değil yapacağımız şeyler de söyleyeceğimiz sözler de. Bizi yönetenlere de söz söylememiz, o sözün etrafında işçileri yan yana getirmemiz gerekiyor.”

Süleyman Başkan da, Ozan da asgari ücretle ilgili aynı şeyi söylüyor gibi;  meselenin çözümü siyasidir. Bazen içinden geldiğiniz sınıf, cinsiyet, tutum, fikir, anlayış bakımından sizden çok farklı olan kişilerle aynı şeyi söylüyormuş gibi görünebilirsiniz. Güzel Türkçemiz’de “söyleyene değil söyletene bak” diye bir tabir bulunur. Söyletenin maddi şartlar ve/veya nedenler zinciri olduğunu düşündüğümüzde bu tabir yerindedir.  Sınıf mücadeleleri tarihi de kulübede yaşayanla, sarayda, korunaklı sitelerde yaşayanların çıkarlarının ve hareket noktalarının, mücadelelerinin, düşünce biçimlerinin, söylediklerinin, söyledikleriyle sakladıkları gerçeklerin her zaman farklı olacağını gösteriyor bize. Kimi ikbal, iktidar peşindedir kimi ekmeğinin, haysiyetinin derdinde…

Siz de siyasi mücadele vereceksiniz o halde

Asgari ücreti komisyon belirlemiyor, elimizden bir şey gelmez, bizim günahımız yok bu konuda, deyip ve topu siyasi iktidara attığınızda (ki bu böyledir),  sizlere elinizden neler gelebileceğini hatırlatanlar şu soruyu sorabilirler pekala.  Yıllardır bu biçimde çözülmeyen, ya da bu biçimiyle işçiler aleyhine çözüm üreten asgari ücret komisyonundan çekilmeniz, temsilcisi olduğunuzu iddia ettiğiniz, işçilerle daha farklı çözüm yolları üretmenizin önündeki engel nedir? Mesela fiili mücadele yoluna gidebilirsiniz.   Zaten bu iş politiktir diyen Ozan’la aranızdaki fark da onun gösterdiği doğrultuda somut bir biçimde belirginleşiyor. “Siyasi iktidar belirliyor her şeyi sınıf olarak bir araya gelip o sektör,  bu sektör, o fabrika bu fabrika, o sendika bu sendika ayrımı yapmadan bir araya gelip, mücadele etmeliyiz…” Ortak mücadele ücret meseleleri ve sosyal haklarla uğraşmak için kurulan sendikaların pek sevdiği bir şey değildir. Türkiye’dekilerin ise böyle şeylerle hiç işi olmaz.

Yüksek enflasyon koşullarında, yok eşel mobil, yok üç kez güncellensin yok beş kez güncellensin… Tamam fikirler politikası nezdinde bunlar güzel fikirler ama sosyal demokrat+yeşiller ittifakı hükümeti yok karşımızda, kimden ne istiyorsunuz. İsveç, Norveç’te mi yaşıyorsunuz Allahınızı severseniz. İşçi sınıfının politik temsilcisi Bolşevik partisi ortalığı ayağa kaldırdı da bizim mi haberimiz yok. Rahmetli Georgi Dimitrov’un “finans kapitalin en gerici en saldırgan kesiminin açık diktatörlüğü olarak tanımladığı” faşizm koşullarında fantezi olmanın ötesine geçemiyor, bu öneriler. Üstelik artık uluslararası finans kapital yağmur ormanlarının, patikalarına bile girmişken…

Uzun süreden beri masadan uzakta olan DİSK’in bu yıl farklılığı, asgari ücret şudur, budur, şu kadar olursa iyi, bu kadar olmamalıdır,  bakın şu ülkede asgari ücret böyle, bu ülkede şöyle, -bunlar önemsizdir demiyorum ama tekrara giriyor artık- şeklinde metin üretme dışına taşımalarında yatıyor.   Temsiliyet düzeyi fabrikadaki işçiye inmese de şehirlerde yapılan eylemler, asgari ücret mücadelesinin  politikleşmesine sunduğu katkı nedeniyle zikredilmeye değer… Tek tek fabrikalara gidip meselenin özünü anlatmak da iyi bir yol olabilir. Fakat adil, eşit, iyi toplu sözleşmeler konusunda ısrarcı olmak, masadan işçilerin taleplerini yerine getirecek bir biçimde kalkmak, ücret mücadelesine daha önemli katkı sağlayabilir.

Asgari ücretin de bir ücret olması, bize kapitalizmin işleyiş mekanizmaları konusunda ufkumuzu açan, bilgilendiren eski kitaplara yeniden bir bakma görevini yüklüyor- sistemin değişmesini istiyoruz ya. Hani akıl vermek gibi olmasın ama Karl Marks’ın Ücret, Fiyat, Kar kitabını şu günlerde döne döne okumakta yarar var gibi. Ücretle ilgili Kadınİşçi’de yazdığımız bir başka yazıda Marks’ın bu konudaki düşüncelerine, bu işin bir de toplumsal cinsiyet boyutu olduğuna değinmiştik.

Asgari ücret komisyonundaki o iki kadın

Bu konuda yeni yazılanlardan iki alıntı daha yapacağım- her ne kadar gazete yazısının başlığına katılmasam da- biri Marks’a atıfla aşağıdaki satırları yazan Kansu Yıldırım’a diğeri ise Melda Yaman Öztürk’e (***) ait.

Önce Kansu Yıldırım;  “Sınıf mücadelesinin ücretler alanında yaşanmasının temel nedeni, ücretlerin oranındaki genel yükselişin kâr oranlarında düşüş anlamına gelmesidir.”  Tamam bazı arkadaşlarımızın sık sık altını çizdiği gibi meselenin esası artık değer sömürüsünde yatar. Ücrete gelene kadar tek tek kapitalist zaten kârını garantilemiş, onun için mesele kârdan zarar etmemektir. Ama ücret mücadelesi de sınıflar arasında verilir ve sınıf mücadelesinin küçük bir parçasıdır. Onunla sınırlanamaz, özdeşleştirilemez ve tüm ekonomik, sosyal hak mücadeleleri gibi elbette kısmi rahatlama sağlayarak, nihai çözümün sömürünün ortadan kaldırılması olduğu gerçeğinin, perdelenmesine yol açabilir. Fakat sınıfın da devrime kadar bazı zamanlarda bir az nefes alması fena olmaz.  Aynı biçimde sınıf siyaseti de asgari ücret ya da ücret siyasetine indirgenemez elbette, fakat ücret artırılmasına yönelik tarih içinde ve bugün yapılan grev, direniş ve eylemlerin sınıf siyaseti içinde belli bir yeri vardır ve bu mücadele siyasidir. 1968’da Dagenham da kadın işçilerin eşit ücret almak için yaptıkları grev, sonucunda İngiltere’de eşit ücret yasası çıkmıştır.  Bazılarını yasal mücadele kesmez biliyorum ama kadın işçileri biraz rahatlatmıştır, bu yasa…

Asgari ücretin toplumsal cinsiyet boyutu da vardır. Bu konuda epey kalem oynattık ayrıca Özge Yurttaş da çeşitli muhalif gazetelerde acayip kafa açıcı yazılar yazdı…

Şu anda asgari ücret komisyonunda iki işçi kadının bulunması,  bunun takdirle karşılanması kadınlardan birinin Migros işçisi olması apriori bir durum değil… Migros işçilerini  örgütleyen Tez- Koop İş Sendikası’nın bir kadın dergisi var.  Bir süredir kadın çalışmaları yürütüyorlar sendika içinde… Sendikal patriyarklardan koparılan her hak kırıntısının ardında ise bir kadın emeği gizlidir.  Bu işler ince işlerdir, sabır işleridir, kadri bilinmez işlerdir.  20 Aralık 2019 tarihinde adı geçen sendikanın örgütlenme mücadelesi için koştururken kalp krizi nedeniyle yaşamını yitiren arkadaşımız Hazal Züleyha  Şahinkaya ismini hatırlamak boynumuzun borcu burada. Sendika yönetiminin cenazesine bile gelmediği örgütlenme uzmanı Hazalı.  “Biliyor musun, kadının beyanı esastır, kavramını bunların kafasına ben soktum” demişti bir konuşmasında. Dergi yapmaya sendikaya çağrıldığımda dayanışma gösteren kadınlardan biriydi. Sendikalarda pek görülmez, işe yeni başlayan genç kadınları da desteklerdi. Yani, o iki kadın oraya durup dururken gelmedi değerli arkadaşlar, şimdilik bu kadarını bilin yeter.

Asgari ücret feminist siyaset                

İkinci alıntıyı yapmanın zamanı geldi. “Asgari ücret düzeyini tartışırken, işçi sınıfının en alt kesimlerini oluşturan hayli geniş bir işçi kitlesinin, özellikle de kadın işçilerin daha düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldığını unutmamak gerek. Ücret meselesi, bu nedenle, aynı zamanda kadın mücadelesinin/feminist mücadelenin de gündeminde yer alan bir mesele”

Evet, ücret asgarisiyle, geçim ücretiyle, eş değerde işe eşit ücret meseleleriyle feminist siyasetin bir parçası olmalı artık.

Ülke çapında bir ve tek asgari ücret kadınların yararınadır evet, asgari ücretlerdeki her artış kadın erkek arasındaki ücret makasının azalmasına yardım eder evet.  Kadınların çoğu asgari ücretten az ücret alsalar ve güvencesiz işlerde çalışsalar da asgari ücret,  genel ücret seviyesinin yükselmesi bu ücretlerde de bir artışa sebep olması nedeniyle yararımızadır.

Asgari ücrete temel teşkil eden mal ve hizmetlerin saptanılması sürecinden başlanarak, asgari ücret ona bağlı yardımlar ve diğer tüm ücretlerin toplumsal cinsiyet temelli bir ücretlendirilme sistemi üzerinden yeniden değerlendirilmesi gerekiyor.

Bir şey daha var, allah ve hakim feminist eğilim beni affetsin “yeniden üretim emeği” kavramının patriyarkal sömürüyü muğlaklaştırdığını, asgari ücret tartışmalarında ise ancak kapitalizm bağlamında tırnak kadar yeri olduğunu düşünüyorum. Toplaşıp, tartışmamız lazım sanki. Yine de Marksı filan araya sokmadan kadınların ücretlerinin yükselmesinin-Türk parası şeklinde bile olsa- patriyarkaya bağımlılığı azaltabileceğini, kendi ve çevremdeki kadınların pratiğinden görüyorum, desem çok mu naif olur acaba?

Öneri: 25 Aralık’ta Ankara’da Asgari Ücret &Kadın Yoksulluğu isimli Özge Yurttaş söyleşisini kaçırmayın bence. Şuraya adres de bırakayım. Mor Patika, Kızılırmak Cad. 5/2 Kavaklıdere/Çankaya/Ankara…

*Petrol-iş Sendikası Genel Başkanı Süleyman Akyüz

**Metal İşçilerinin Hayatı Çalışmaktan İbaret… ‘21 Yaşındayım, hiç sinemaya gitmedim, hiç tatil yapmadım, Hilal Tok, 18 Aralık 2023 Pazartesi, Evrensel Gazetesi

*** Ücret: İşçinin Köleliği, Kapitalistin Egemenliği Evrensel Gazetesi 17 Aralık Pazar eki


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz