Tarihi bilgi edinmek, tarihi anlamlandırmaya çalışmak yahut tarihin önemini kavramak; hemen hemen her gün, her birimizin sürekli olarak yaptığı günlük bir pratik sayılabilir. 1 Mayıs’ı ilk kez duyan biri “1 Mayıs da neymiş” diyerek birçok kaynağı tarayabilir, edindiği bilgiler üzerinden bir çıkarıma varabilir. Tam böyle bir noktadan “1 Mayıs neden her sene kutlanan bir gündür” dersek hızlıca “Haymarket” karşımıza çıkar.

1886’da Chicago’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu, sekiz saatlik iş günü için 1 Mayıs’ı grev ve sekiz saat uygulamasını hayata geçirme günü olarak seçti. 1 Mayıs 1886’da, grev ve gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Grev ve gösteriler, 1 Mayıs’tan sonra da devam etti. İşçilerin çoğu, 3 Mayıs’ta sokaklara çıktı. McCormick fabrikasından çıkarılan ve grevde olan işçiler de miting yaptılar. Miting sona ererken, McCormick fabrika düdüğünü çalarak içerideki grev kırıcıları dışarı çıkardı. Grev kırıcılarını protesto etmek için bir grup işçi fabrikaya yöneldi. Polis, işçilere ateş açarak 4 işçinin ölümüne ve onlarca yaralanmaya neden oldu. Bu saldırıyı protesto etmek için 4 Mayıs’ta Haymarket Alanı’nda bir miting düzenlendi. Miting tam sona ererken, kürsünün önüne nereden geldiği belli olmayan bir bomba atıldı. Polisin hemen önünde patlayan bomba sonucu 7 polis öldü ve 69’u yaralandı. Yüzlerce işçi asılsız suçlamalarla tutuklandı. Tutuklanan işçilerden sekizi, yargılanmak üzere seçildi: Albert R. Parsons, August Spies, Samuel J. Fielden, Michael Schwab, Adolph Fischer, George Engel, Louis Lingg ve Oscar Neebe.

1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de ise Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs’ın tüm dünyada Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü olarak kutlanması kararlaştırıldı. O yıldan bu yana 1 Mayıs her yıl kutlanmaya devam etmekte.

1 Mayıs’ın tarihini öğrenmeye çalıştığımızda edindiğimiz bu özet, bilgi verse dahi 1 Mayıs’ı ortaya çıkaran koşulları ve tarihselliğini anlamlandırmak için hiç de yeterli değildir. 1 Mayıs, tarihin bir kesitiyken o kesiti var eden anların ve birbirinden farklı yüzlerin aynı amaç için mücadelesinin toplamıdır da.

O yüzden 1 Mayıs tarihinde gözden “kaçırmamak gerekenlere” ve madalyonun “daha az bilinen yüzüne” biraz bakalım.

ABD’de 1820’ler ve 1830’lar, iş saatlerinin kısaltılması için yapılan grevlerle dolu bir dönemdi. Birçok fabrikada, iş günlerinin 10 saate indirilmesi talebi öne çıktı. Bu süreçte somut bir başarı elde edilemedi fakat bu talep 19. yüzyılın sonuna kadar grevlerin sıkça gerekçesi oldu. Bu grevlerde, kadınların da liderlik ettiği etkili grevler dikkat çekiyordu. Örneğin, Batı Pensilvanya’da 15 Eylül 1845’te gerçekleşen iplik fabrikası işçilerinin grevi, çalışma günlerini 6 güne, çalışma saatlerini ise 15 saatten 10 saate indirmek için önemli bir adımdı. Bu grev sonuçsuz kalsa da, Ulusal Emek Birliği’nin kurulmasına zemin hazırladı. Bu birlik, kadınlar ve erkekler arasında eşit ücret talebini ilk dile getiren örgütlerden biriydi ve yönetim kadrolarını kadınlara ve siyahilere açtı. 1873’teki dağılmasının ardından, mücadele Emek Şövalyeleri’ne devredildi.

Haymarket olayının en öndeki kadınlarından biri, “köle” bir anneden doğan ve hem işçi haklarına hem de siyahi haklarına adanmış bir yaşam süren Afrika-Amerikan kökenli bir Amerikalı olan Lucy Gonzales Parsons’tı. Chicago polisi tarafından “bin isyancıdan daha tehlikeli” olarak nitelenen Parsons, Haymarket isyanının yaklaşmasıyla birlikte kadın işçi örgütlenmelerinde aktif rol aldı ve dönemin anarşist yazınında yazılar kaleme aldı. Ayrıca, 1905’te IWW isimli militan işçi örgütlenmesinde ve 1927’de Uluslararası Emek Savunması’nın kurucuları arasında yer aldı.

Fransa’da 1789’daki kıtlık döneminde, bir işçi maaşının %88’ini ekmek almaya harcamak zorunda kalıyordu. Bu dönemde, ardı ardına ekmek ayaklanmaları patlak verirken, devrim öncesi 300’den fazla ayaklanmanın tamamında kadınlar öncülük ediyordu. Ekmek ayaklanmalarında kadınların olmadığı bir durum düşünülemezdi. Kadınlar, “Fırıncıyı, karısını ve çırağını bulalım” sloganlarıyla 5 Ekim 1789’da Versailles Sarayı yürüyüşünü başlatarak, 6-7 bin kadının katılımıyla bir gösteri gerçekleştirdiler. Ancak, 1791’in sonuna doğru fiyatlar tekrar yükseldiğinde, 1792’de Avusturya ve Prusya ile başlayan savaşın etkisiyle, şehre gelen temel gıda maddelerinin -özellikle sütün- kesilmesiyle işçi kadınların öfkesi arttı. Yıl boyunca hızla artan yerel kadın kulüplerinin çabalarıyla fiyatlar kontrol altına alındı. 25 Şubat 1793’te, işçiler dükkanlara baskın düzenleyerek, dükkan sahiplerini yiyecekleri kendi belirledikleri fiyattan satmaya zorladılar. Bu işçiler arasında, özellikle sabun fiyatlarından şikayetçi olan çamaşırcı kadınlar da bulunmaktaydı.

1848’te yine Paris’te başlayan ve 1848 devrimlerini yaratan süreçler ve etkileri Fransa halk hareketlerini dolayısıyla işçi kadınları yeniden hareketlendirmişti. Ancak 1871’de, I. Enternasyonal’in Fransız bölümünün kadın üyelerinin örgütü, Nisan ayında Komün’ün en önemli kadın örgütlerinden biri olan Paris’i Savunma ve Yaralılara Yardım için Kadınlar Birliği’ni kurdu. Birlikteki kadınlar, yaralılara yardım, komünün savunulması, eğitim reformunun planlanması, seyyar mutfaklar, kilise baskısından özgürleşme, fabrikalarda gündüz kreşleri kurulması gibi birçok görevde yer aldı ve örgütledi.

Haymarket grevlerinin bir diğer öncüsü, Elizabeth “Lizzie” May Hunt 21 Aralık 1850’de Lowa’da doğdu. Lizzie, dört yaşındayken ailesiyle birlikte Ohio’nun Berlin Heights şehrine “özgür aşk” komününe taşındı. Lizzie, ileri düzeyde eğitim aldı ve 15 yaşında Ohio’daki tek odalı bir okul binasında öğretmenlik ve müzik eğitmenliği yapmaya başladı. 1877 Büyük Demiryolu Grevi hakkında bilgi edindikten sonra işçi hareketine katılmak için 1879’da Chicago’ya taşındı. Chicago’da bir yıldan fazla kaldıktan sonra, Lizzie o dönemlerde Amerika Sosyalist İşçi Partisi’nin bir kolu olan Çalışan Kadınlar Sendikası’na katıldı ve kısa bir süre sonra sendikanın sekreteri oldu. Sekreterlik görevi sırasında, Çalışan Kadınlar Sendikası, o zamanki en popüler işçi sendikalarından biri olan Emek Şövalyeleri’nin üyesi oldu. Chicago’daki hazır giyim endüstrisi işçilerinin örgütlenmesinde önemli bir rol oynadı ve 1886’da kadın aktivistler, hazır giyim endüstrisi çalışanlarını temsil eden üç farklı Emek Şövalyeleri meclisi kurdu.

Almanya’da ise SPD’nin kadınların örgütlenmesi alanında elde ettiği ilk kazanımlardan biri, kadın işçilerin sendikalarda örgütlenmesiydi. 19. yüzyılın ilk çeyreğinde özellikle dokuma bölgelerindeki kadınlar, illegal sendikal harekete katıldılar. Emma Patterson gibi kadınlar, sadece kadınlardan oluşan sendikalar kurulmasını savundular. 1847’de kadın ve çocukların iş gününün sınırlandırılmasına dair yasal güvence talepleri, erkek işçilerin de desteğini aldı ve tüm işçiler için çalışma günlerinin sınırlandırılması kazanımı elde edildi.

Diğer iki kadın işçi örgütçüsü gibi, Sarah E. Ames de Haymarket grevlerinin örgütlenmesinde özellikle iğne işçileri arasında en aktif olanlardandı. Ames, diğerleri gibi dönemin anarşist işçi yayınlarının çıkarılmasında da aktif rol aldı. “Amerikan Grubu”nda diğer iki kadınla birlikte yer aldı ve Enternasyonal’in Chicago bölgesinde İngilizce konuşabilen tek komiteyi oluşturuyorlardı.

1889’da Londra’da, 700 kibritçi kızın grevi “sendikalaşma alevini başlatan kıvılcım” olarak nitelendirildi. Gaz ve dok işçilerinin militanlığı, sendikalaşmayı hızlandırdı. 1906-1914 yılları arasında küçük işletmelerdeki örgütsüz kadınları hedefleyen Ulusal Kadın İşçiler Federasyonu, on binlerce kadın işçiyi greve çağırdı ve bu grevler erkek işçileri de cesaretlendirdi.

18. yüzyılın sonunda 19. yüzyılın sonuna kadar yayılan bu farklı kesitler, 1 Mayıs’ın tarihini tek bir günle olaydan ve tek bir anlatıdan ibaret saymak yerine; madalyonun farklı yüzüne, Haymarket’i açığa çıkaran işçi sınıfı hareketine ve hareketin farklı yüzlerine bakmayı mümkün kılar. Tarihi anlamak diyorsak; sınıflı toplumların tarihinin sınıf savaşımları tarihi olduğunu unutmamak elzemdir. Sınıf savaşımı sadece belirli bir andaki toplumsal çatışma değildir, tarihin itici gücüdür; birden çok anın ve kesitlerin bağını kurmanın da yoludur. 1 Mayıs’ın tarihi işçi sınıfının tarihsel olarak sahneye çıkmasından ayrı okunamayacağı gibi, kadınların direnişlerde aldığı rol ve Haymarket Olayı’nda özneleşen kadınları da mücadelenin içinden okumak gerekir.

Tam da bu sebeple, 1 Mayıs işçilerin; birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak kutlandığı gibi tıpkı Rosa’nın da dediği gibi “İşçilerin burjuvazi ve egemen sınıf karşısındaki mücadelesi devam ettiği sürece, ve tüm talepleri karşılanmadığı sürece, 1 Mayıs, işçi sınıfının bu taleplerinin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. Ve daha iyi günler doğduğunda, dünya işçi sınıfı kurtulduğunda, büyük bir olasılıkla insanlık o zaman da 1 Mayıs’ı, geçmişte verilen zorlu mücadelelerin ve çekilen acıların anısına yine kutlayacaktır.”


Kaynakça:

Kadın Savunma Ağı. (2022, Şubat 18). Kadınlar en başından Bu Yana 1 Mayıs’ta: Haymarket Kadın i̇syancıları. Kadın Savunması. https://kadinsavunmasi.org/kadinlar-en-basindan-bu-yana-1-mayista-haymarket-kadin-isyancilari/

Luxemburg, R. (1894, Şubat.). 1 Mayıs’ın Kökenleri Nedir? [MIA] Rosa Luxemburg (1894): 1 MAYIS’IN KÖKENLERİ NEDİR. (Çev. Marksist Tutum) https://www.marxists.org/turkce/luxemburg/1890s/1894.htm

Özkurşun, İ. (2024, Mart 27). Sosyalist Kadın Hareketi tarihi ve Kadın hareketindeki ideolojik ayrımların Tarihsel Kökenleri. https://idilozkursun.wordpress.com/2024/03/08/sosyalist-kadin-hareketi-tarihi


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz