31 Mart’ta, yerel seçimler yapılacak. Öyle görünüyor. “Görünüyor” diyoruz, çünkü burası Türkiye ve dünya çapında gelişmekte olan bir savaş var. Bu nedenle ihtiyatlı konuşmak faydalıdır. Yine de yerel seçimlere çok az zaman kaldı.

Yerel seçimler, sınıf savaşımının sertleşme eğilimleri gösterdiği bir dönemde yapılacak. Sadece depremin yıldönümü nedeniyle ortaya çıkan durum bile, TC devletinin ne denli katliamlarla beslendiğini göstermektedir. “Yağma, rant ve savaş ekonomisi”, elbette katliam ve cinayetleri de beraberinde getiriyor. Yani egemenler, para babaları, en küçük bir kâr için katliam politikalarına başvurmakta tereddüt etmiyorlar.

İliç’teki altın madeninde yaşananlara, cinayet, bilerek isteyerek katliam demek, sanırız kimse için abartılı olmaz. İçinde uluslararası sermaye, içinde onların yerli ortakları, içinde TC devleti, içinde çeteler-mafyalar var. İşte, bunlar bir arada ise, mutlaka katliam vardır.

Deprem olur olmaz, hemen enkaz kaldırma rantını, hemen yeni konut projeleri kârını, hemen çevrenin yağmalanmasını, ölülerin bile soyulmasını organize etmeye başlayan tam da bunlardır; çeteler (şimdi daha fazla İslamî bir sos ile tarikatları da içine alan), mafya organizasyonları, tekeller, onların uluslararası ortakları ve TC devleti.

Açlık, yoksuzluk, barınma sorunları, işsizlik her biri birer çıyan gibi işçi ve emekçilerin, halkın üstüne yürürken, yerel seçimlere gidiliyor.

Sağlık Bakanlığı -ya da Menzil tarikatı (teşkilâtı) diyebilirsiniz-, yeni bir yasa ile, artık yeni çıkan ilaçların gerçekten ne işe yaradığını ölçmek için testler yapılması zorunluluğunu kaldırdı. Yani ilaç tekelleri, ülkemizde istedikleri ilacı sahaya sürer ve herkes, halk bir kobay olarak kullanılabilir. Madem ölüm Allah’tan gelir, madem hastalık Allah’tan gelir, o hâlde, önlem ve kontrollere ne gerek var, değil mi?

İşte “yağma, rant ve savaş ekonomisi” denildi mi, bu örneklerin sadece birer örnek olduğu, daha pek çok örneğin sayılabileceği anlaşılır, anlaşılmalıdır.

Yerel seçimler, bu ortamda yapılmaktadır.

İster deprem ve üzerinden geçmiş bir yıllık TC devleti pratiği, ister İliç katliamı, ister sağlıkla ilgili yeni yasa, işçi ve emekçilerin, kitlelerin TC devletinin gerçek karakterini görüp sokağa taşması için yeterli örneklerdir.

Bu koşullarda seçime gidilmektedir.

Bir yandan, can çok ucuzlamıştır, diğer yandan hayat çok pahalılaşmıştır. Ucuzdur can, çünkü maden ocaklarında, depremlerde, iş cinayetlerinde, kadın cinayetlerinde, çocuk cinayetlerinde çoktur ölüm. Çoktur ölüm ve ucuzdur.

Ama yaşamak çok pahalıdır. Yaşam pahalıdır, o kadar ki maaşlar kiralara yetmiyor, o kadar ki seçimlerde adaylar, utanmadan, ne sadaka vereceklerini ilan ederek oy istiyorlar. Rüşvet, seçim sistemi de dâhil hayatın her alanındadır. Pahalıdır yaşamak.

İşte bu koşullarda, tüm örgütsüzlüğüne rağmen, satılmış sendikaların varlığına rağmen, mücadele sertleşmektedir, daha da sertleşecektir.

Peki, seçimleri boş mu vermeliyiz?

Elbette değil.

Seçimler konusunda tutumumuz nedir?

Elbette yerel seçimleri abartıp, bir çeşit belediye sosyalizmi umudu ekmeyeceğiz. Böyle bir şey yok. TC devleti, belediyelere seçilmiş olanların yerine kayyum atamayı bir alışkanlık hâline getirmiştir. Biliyoruz, Saray Rejimi, sandığı, seçimi sadece ve sadece bir çeşit “rıza” almak için kullanıyor. Eğer kendileri, devletin adayları kazanırsa, o zaman “bak kazandık, demek halk bizi seçiyor” yalanlarını pompalıyorlar. Eğer seçimleri, gerçek anlamda muhalif bir anlayış kazanmış ise, o zaman kayyum politikasını devreye sokuyorlar. Öyle ise, belediye sosyalizmi gibi hayallere kapılmak kendini kandırmaktır.

Ama buradan hareketle, yerel seçimler önemsizdir, denilemez. Yerel seçimler, halkı örgütlemenin, sorunları bölge sakinlerinin gündemine taşımanın, “yağma-rant-savaş ekonomisi” deşifre etmenin, TC devletinin gerçek karakterini kavramanın ve kavratmanın aracı olabilir, olmalıdır. Bu nedenle, yerel seçimlere aktif bir katılım gereklidir.

Biz, Kaldıraç Hareketi olarak, tutumumuzu genel hatları ile açıkladık. Ama bugün, seçimlere çok kısa bir süre var iken, bugün, tutumumuzu daha detayları ile ortaya koymalıyız.

1- Elbette bir yerde adayımız varsa, bu aday için çalışacağız. Adayımız, solun ortak adayı hâline getirilememiş ise dahi biz bu tutumu alacağız. Ve elbette solu, “dostlarımızı”, adayımızı desteklemeye çağıracağız.

2- Eğer bizim bir yerde adayımız yoksa ve orada, bir il ya da ilçede, eğer DEM Parti adayı varsa, onu destekliyoruz, destekleyeceğiz. Bizim oylarımızın hangi ölçüde etkin ve etkili olduğuna bakmaksızın, bu tutumu alacağız.

3- Eğer, DEM Parti adayı ve başka bir devrimci aday varsa ve bunları bir araya getirmek mümkün olmamış ise, oradaki koşullara uygun olarak karar almak gereklidir. Bu kararı o alanda bulunan yoldaşlar vermelidirler.

4- Bir il ya da ilçede, eğer solun bir adayı varsa, onu destekleyeceğiz. Bu noktada o sol hareketin bize ne denli yakın ya da uzak olduğuna çok büyük bir değer vermeyeceğiz.

5- Eğer bir il ya da ilçede, dürüst, namuslu bir aday varsa, onu destekleyeceğiz. İster mahalle olsun, ister köy, ister ilçe olsun, bu namuslu adayı desteklemek, onunla çalışmak gereklidir.

Tüm bunlar, bir alanda, çok farklı bir biçimde, bizim burada sıraladığımız detayların da ötesinde bir hâlde gündeme gelebilir. Böylesi durumlarda, elbette, somut duruma uygun olarak karar vermek gereklidir.

Ve en önemlisi, biz, bulunulan her yerde, örgütlenmenin, daha ileri bir örgütlü çalışmanın temellerini atmaya çalışacağız. Hem sistemi, Saray Rejimi’ni deşifre etmek gerekir hem de bu propaganda yapılırken, mutlaka örgütlü direnişi öne çıkartacağız. Yerel seçimlerin önemi buradadır.

Dikkat etmek gerekir. Saray Rejimi, oturtulmak, daha da güçlendirilmek isteniyor. Bu nedenle artık birçok alanda yasaları tanımama işini daha da ileri taşımaktadırlar. Hiçbir yasayı tanımayan, kendisi gayrimeşru olan Saray Rejimi koşullarında yaşıyorsak, seçimlerin sonuçlarının önemi çok abartılmamalıdır. Çünkü kayyum yaklaşımını biliyoruz ve Saray Rejimi, asla halkın kararına rıza göstermeyecektir. Bundan şüphe etmeye gerek yok. Hem 28 Mayıs seçimlerinin baştan aşağıya hileli olduğunu biliyoruz hem de kayyum politikasını biliyoruz.

Öyle ise seçilmek, bir il ya da ilçede seçimi almak önemlidir. Biz alalım ve onlar tanımasın. Mücadele, elbette böyle sürecek ve gerçek anlamı ile sağlam bir sınıf örgütlenmesi yaratılmadan, Saray Rejimi’ni alaşağı etmek mümkün olmayacak.

Biliyoruz, Saray Rejimi seçimle gitmez. Ama buna rağmen yerel seçimler önemlidir.

Önümüzdeki yerel seçimlerin hemen ardından, çok hızlı bir zam, vergi, haraç vb. dalgası gündeme gelecektir. Bu durum, hayatı daha da pahalı hâle getirecek ve elbette can daha da ucuz hâle gelecektir. Saray Rejimi, halka ölümü, kanının emilmesini, daha vahşi bir sömürüyü, evsiz yaşamı, işsizliği, açlığı ve yokluğu dayatmaktadır. Çünkü egemenlerin cenneti işçi sınıfı ve emekçilerin cehenneminin üzerinde yükselir. Halkın fakirliği, onların zenginliği nedeniyledir.

Ve seçimlerden sonra mücadele daha da sertleşecektir.

Ve önümüzde 1 Mayıs 2024 var. 1 Mayıs, her zaman işçi sınıfının kendi iradesini ortaya koyduğu günlerden biridir. Bir yandan AYM kararı ile Taksim’in işçi sınıfına kapatılamayacağı söylenmiştir. Öte yandan, İstanbul kent uzlaşısından söz edilmektedir. Dahası DİSK, 1 Mayıs 2023’te Taksim alanına çıkmaya vurgu yapmıştır. Tüm bunlar, Taksim’de 1 Mayıs için kararlı olmak gerektiğini göstermektedir. Birçokları, Taksim yerine başka bir alana adım adım razı olma eğiliminde olacaktır. Önceki yıllardan bunu biliyoruz. Yerel seçimlerin sonrasında, artan kriz koşullarında 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması için, şimdiden tüm kitle örgütlerini, tüm devrimcileri, tüm solu harekete geçmeye davet ediyoruz.

Dönem safları sıkılaştırmanın dönemidir.

Dönem, işçi sınıfının, tüm kitle örgütlerinin, direniş hareketinin kararlılık göstermesini dayatmaktadır. Bunun gereğini bilmek, buna uygun çalışmak gerekir.

Saray Rejimi’nin içeride ve dışarıda savaş politikası, iç savaş hukuku uygulamaları biliniyor. Öyle ise, kararlılıkla örgütlü direnişi geliştirmenin önemi de açık hâle gelmektedir.

Evet yerel seçimler gündemdedir. Ancak yerel seçimlerde devrimci propaganda en önemli meseledir. İster kazanalım, ister desteklediğimiz adaylar kazansın, isterse kazanmasın, daha geniş kitlelere, ranta dayalı belediyecilik anlayışına karşı mücadelenin önemini anlatmak için tüm olanaklar değerlendirilmelidir. Elbette kazanmak önemlidir ama bu propaganda, bu örgütlenme çalışması daha az önemli değildir.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz