Küresel ölçekte e-ticaretin gittikçe büyüdüğü vakitlerdeyiz: artık domates biberi de internet üzerinden almak mümkün, Vietnam’daki tekstil atölyesinde dikilmiş kot pantolonu da. Mevzu bahis ölçekleri somutlamak gerekirse: E-ticaretin bu sene GSMH’ye katkısı Çin’de 3 milyar dolarken, ABD’de 1 milyar doların biraz üzerinde. Bu küresel e-ticaretin geçen seneye göre yüzde 10,4 büyüdüğü anlamına geliyor. Bu fütursuz büyümenin yanında dallanıp budaklanan bir “e-ticaret soğuk savaşının” olduğunu da söyleyebiliriz: Amerikan menşeili Amazon küresel operasyonlarını artırıp depolarıyla dünyayı kuşatırken, Çin menşeili Alibaba yerel e-ticaret girişimlerini fazla değerlenmeden satın almak suretiyle yatay büyüyor. İşgücünün stratejik olarak ucuz tutulduğu ülkeler başta olmak üzere e-ticaretin küresel piyasa hacminin ise artması bekleniyor, beraberinde getirdiği kendine münhasır taşeronlaştırılmış, güvencesizleştirilmiş, stratejik olarak düzensizleştirilmiş emek rejimi de.

Türkiye’de bir teknolojik girişim mucizesi olarak halka mal edilen Trendyol, Alibaba’nın yerel şirketlere eklemlenerek büyüme modelindeki son adımlardan: 2018’in Haziran ayında 728 milyon dolara satılan Trendyol’un kurucu CEO’su Demet Mutlu sadece yüzde 7’ye yakın bir hisseyi elinde tutuyor. Alibaba ise küresel e-ticaret piyasalarının açık ara lideri, Amazon’la soğuk savaştan şimdilik galip çıkmayı becerebilmiş durumda. Yayımladığı Haziran 2023 çeyrek dönem istatistiklerinde Alibaba, Trendyol’un satın almasından bu yana şirketin süregelen net satış gelir artışını istikrarla büyüttüğünü, şirketin bu çeyrekte ilk defa kâr ettiğini açıklıyor.

Türkiye’nin uluslararası teknolojik üretkenlik elçisi olduğunu öne süren Trendyol Grup Başkanı Çağlayan Çetin, e-ticaret firmalarında mühendislerin ve yazılımların tamamen “yerli” olmasıyla böbürleniyor. Fakat dahası var: kuryeden yazılımcısına 40 bine yakın çalışanıyla Türkiye’nin en genç şirketini yönetiyorum diyor. Trenyol’un halka anlattığı masal, yurdun her köşesinde beliren çiçeği burnunda üniversite mevzunu genci işsizlik batağına saplanmaktan kurtarması, sözde istihdam ediyor olması. 2009’da kurulup, küresel ekonominin karanlık kışından güneş yonttuklarını, basiretsiz topraklara üretkenlik getirdiklerini düşünüyorlar. Bu anlatının devamı elbette Türkiye’ye en çok yabancı sermaye çeken şirketlerden birinin Trendyol olması: “bizler sorumluluklarımızın farkındayız…” Demesi o ki, ülkenin kalkınması için yabancı sermayeyi ayartacak bir iş modeli ve teknolojik üretim gerekli, bu yola da Trendyol baş koymuş.

Peki, bu iş modeli nedir? 

Piyasaları sadece araştırmakla kalmayan, oligark ve sermaye baronlarına danışmanlık yaparak ekonomik yeniden yapılanmada aktif görev üstlenen ABD’li profesörler 90’ların sonunda çoktan “Lojistik Devrimi” adını verdikleri gelişmeyi tartışıyorlar, bu gelişme hakkında makaleler düzüyorlardı. Bu ekonomistlerin öngörüsü lojistik sektörünün sermayenin kılcal damarları olmaktan çıkıp, kendine has kilit bir operasyona döneceği, üretimi ve tüketimi yeniden tanımlayacağıydı. Aşçı kendi yaptığı çorbayı doğru tarif etmiş olacak ki öngörüleri tez vakitte gerçeğe dönüştü.

E-ticaret, lojistik sektörünün bu bahsedilen metamorfozu sırası internetin ulaşılabilirliğinin de aynı anda artmasıyla türedi. Fiziksel dükkân giderini denklemden çıkarmayı şart koşan “online alışveriş”, tedarik edilecek ürünlerin alabildiğince büyük depolardan tüketicinin kapısına kadar sorunsuz gitmesini sağlayacak bir takım yazılım üzerine kurgulanmış bir sistem. Satın al’a tıklanmasından, doğru ürünün doğru kapı eşiğine bırakıldığı âna kadar geçen vakti daraltmak ve olası hatalara karşı sistemik bağışıklık geliştirmek suretiyle kendini kârlı kılan, yatırım koparan e-ticaret şirketleri depoları en hızlı şekilde çalıştırmayı kendine hedef koyuyor. Ancak bu hedef uğruna en iyi yazılım mühendislerini günde 16 saat çalıştırmaktan fazlasını yapıyorlar: depo işçilerini vücutları neredeyse kırılana dek ağır yük taşımaya zorluyorlar; mola verdirmiyor, imkânsız çalışma hedefleri belirliyor, karşı çıkana mobbing uyguluyor ve beceremeyene tutanak tutuyorlar. Kısa süreli kampanya dönem satışlarından özellikle nemalanan e-ticaret şirketleri, bu dönemlerdeki yoğun trafiğe tampon işçi alımı yapıp birkaç ay sonra baskılarla çıkışlarını veriyorlar.

İşçilere reva görülen bu çalışma koşulları hoyrat bir eziyetten ibaret değil: dikkatle kurgulanmış ve verimlilik için farklı depolarda geliştirilip, metalaştırılmış lojistik teknolojilerinin çalışma alanındaki tezahürleri. Bir Amazon mühendisi şöyle anlatıyor: “Amazon bir teknoloji şirketi, ancak depoları başka üçüncü şirketlere satılacak yeni lojistik modellerini geliştirdiğimiz laboratuvarlar.” Duyduğumuz e-ticaret depolarındaki emek sömürüsü hikayeleri bu sebeple birbirine aşırı benzeyen kardeşler, belki ikizler—depodaki işçi sömürüsünü mümkün kılan yazılımlar, gözetim ve denetleme aygıtları pahalı marketlerde alınıp satılan metalar haline gelmiş durumda. Amazon ve Alibaba ise bu metalaşan lojistik teknolojilerini tekelinde tutuyorlar.

Trendyol bu emek sömürüsü rejiminde istihdamla övünecek bir istisna değil, işçi düşmanlığında göz kamaştıran bir yükselen yıldız. 2022’de Trendyol Express’e bağlı İzmir Kemalpaşa depodaki dayanılmaz çalışma koşullarını teşhir etmiştik. Tuvalete gitmek için bile operatörlerden izin alındığı, tuvalette geçirilen süre hesaplanarak prim kesintilerinin yapıldığını anlatan depo işçisi 4 aylık sözleşmelerle kapıdan girdikleri gibi dışına konduklarını anlatmıştı. Benzer koşullarda çalışmayı kabul etmeyen PTT-SEN ile örgütlü Emre Özdek de bu ay Trendyol depodan baskılarla işten atıldı. Emre’yi işten atmak için 25/2’yi kullanan yönetim, konuyla alakalı PTT-SEN ve DGD-SEN ortak basın açıklaması sonrası 54 işçiye “küçülüyoruz” gerekçesiyle çıkış verdi.

Trendyol sendikayı kurguladığı kâr makinesine giren çomak olarak görüyor. Depoların içini üçer beşer taşeronla doldurması, işkolu değiştirme düzenbazlıkları, operatörlerin öncü işçi avı: hepsinin işaret ettiği bariz gerçek o ki işçilerin örgütlenmesi e-ticaret kâr marjinleri için önemli düşüş demek. Bir yandan Türkiye’nin ilk milyar dolar yatırım toplayan start-up’ı (decacorn) olmakla övünen Trendyol’un diğer yandan işçilere küçülüyoruz bahanesini sunma aymazlığının verdiği mesaj bariz: anayasal haklarınızı gasp ederken makul sebep üretmeye gerek görmüyoruz, devlet-sermaye-hukuk kenetlenmesi bizler için gerekli mıntıka temizliğini sonradan yapacaktır.

Trendyol CEO’su Demet Mutlu Türkiye’deki ucuz emek marketini değerlendirmeden makul yollarından biri olan e-ticaret havuzunda ne kadar geride kaldığını, bu boşluğu doldurmak üzere 2009’da şirketini kurduğunu sık sık röportajlarda anlatıyor. Kadınlara ilham, kadın girişimcilere destek olmak üzere farklı şirket sorumluluk çerçeveleri geliştirilmiş: Trendyol kadın istihdamı istatistikleri yayınlıyor, kadın kobi destek programları üretiyor ve tabii ki Mutlu bol bol feminizm rozetli plaket kabul ediyor.

Bir feminist masal olarak kamuoyuna mal edilen Trendyol kuruluş hikayesi elbette politik aklını mikrodalgaya vermemiş hepimiz için herhangi bir meşrutiyet taşımıyor. Biliyoruz ki her eksende yürütülen eşitlik kavgası, üretim noktasındaki sömürüyü kendine odak almalıdır ve almayan örgütlenme çabaları sermaye düzeninin kendini yeniden üretme aygıtlarından biri haline gelecek, egemenlerin kitlesel öfkenin ağzına anlamsız yere uzattığı emzik olmaktan kaçamayacaktır.

Trendyol Esenyurt deponun önündeki direniş devam ederken düşmanlarımızın kendilerine hangi anlatıları dayanak yaptıklarını hatırlayalım. Kadın işçinin tuvalet molasını dakika ölçerek kısıtlayan, çocuklarına bakmakla yükümlü işçileri 25/2 veya küçülme gibi yalanlarla kapı önüne koyan Demet Mutlular oturdukları koltukların arkasından feminizmin talibi veya öznesi olamazlar. Yeni üniversite mevzunu ve işsizliğin boyunduruğundan çekip çıkarmakla övündükleri kadın depo işçileri 5,5 aylık sözleşmelerle istihdam edilmiyor, sömürülüyorlar. Çıplak gerçek şudur ki, e-ticaret, girişimcilik, feminizm bayrağıyla milyar dolarlar toplayanlar icraatlarının somut toplamının yoksuldan zengine servet transferi olduğunu biliyorlar. Biz de biliyoruz.

Bu bilincin iradeye dönüşümüyle yola çıkan PTT-SEN ve DGD-SEN ortaklığındaki Trendyol depo direnişi sadece Türkiye değil Avrupa’nın en büyük teknoloji şirketlerinden birini karşısına aldı. Demet Mutluların feminist masallarının yaldızlarını tek tek söküyor, Çağlayan Çetinlerin istihdam yalanlarını birer birer teşhir ediyorlar. Mutlaka kazanacaklar.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz