Soma; 13 Mayıs 2014… Eynez maden ocağı… Devletin açıklamasıyla 301 can…

Soma; Yüreğimizin yarasıdır hala… Hala, ismini her andığımızda yerin altında soluksuz kalan yüzlerce madencinin feryatları kulağımızda…

Soma; “Kömür değil yüreğim yanıyor!” diye dövünüyordu bir anne… Boynu bükük kadınlar, yetim kalan çocuklar, derin yaranın acısıyla dili dönmeyen babalar, kardeşler… Ve sıra sıra açılmış mezarlar… Bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimizin önünden hala…

Soma; Acımız, çaresizliğimiz, esaretimiz… Sermaye düzeninin işçi sınıfını nasıl esir hale gerdirdiğinin çırılçıplak belgesi…

Ve Soma; Öfkemiz!.. Yağmacılara, vurgunculara, rantçılara, dini-imanı para olanlara… “Bizim hiç bir ihmalimiz yoktur” diyene… “Bu işin fıtratında var” diyene… Tekme atana, gaz-su sıkana… Mahkemelerde süründürenlere…

Her Soma dediğimizde, işçi kanıyla beslenen bu çürümüş kapitalist sisteme, işçi ve halk düşmanı soysuzlara daha da büyüyecek bu öfke!

Göz göre göre gelen ölüm

Önce, “ trafo patladı” dediler. Bunun yalan olduğu kısa bir süre sonra anlaşıldı. Soma Holding yöneticileri yaptıkları ikinci açıklamada, ocağın dünyadaki en modern madencilik sistemine uygun olarak dizayn edildiğini iddia ederek, “burada tespit edilmesi mümkün olmayan bir yangın vukuu bulmuştur… Bizim hiç bir ihmalimiz yoktur” dediler.

Oysa her şey apaçık ortadaydı. Yüzlerce işçi patronun kar hırsına kurban edilmişti. Önemli olan işçinin sağlığı ve güvenlikli ortamda çalışması değil, daha çok kömürün çıkarılmasıydı.

Rant ve işçi kanı üzerine kurulu kirli çark

İşçi katliamının yaşandığı maden ocağı devlet tarafından rödovans (kömür payı) yöntemiyle Soma Holding A.Ş. bünyesinde faaliyet gösteren Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye 2005’te kiralandı. AKP’nin bedava kömür kampanyalarının başlıca tedarikçilerinden biri de olan Soma Holding A.Ş, ürettiği kömürün tamamını devlete satarak kısa sürede madencilik sektörünün en büyüklerinden biri haline geldi.

Patronun iki yıl önce verdiği bir röportajda kendi deyimiyle bu büyümenin sırrı, üretim maliyetinin düşürülmesinde idi.

Erdoğan; “Bunlar olağan şeylerdir”

Katliamın ardından açıklama yapan her devlet yetkilisi, “derin üzüntülerini” dile getirdi. Ama ne denilirdi ki, bir facia yaşanmış ve ‘bu işin fıtratında’ bunlar vardı!

Soma’da bir açıklama yapan Başbakan R. Tayyip Erdoğan ‘ne kadar üzüldüğünü’ ifade ettikten sonra pervasızca, “bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında, fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok” diyerek, İngiltere’den Japonya’ya 100 yıl, 200 yıl önce yaşanmış büyük maden kazalarını ve yol açtığı ölümleri görüşlerine dayanak olarak sunabildi.

Devletin seferberliği

Madende yaşanan katliamın boyutu halktan gizlendi. Neler oluyordu orada? Kaç işçi vardı yer altında? Kaç işçi öldü? Üç mü, beş mi, on yedi mi, yoksa yüzlerce mi, kimse anlayamadı.

Devlet, bir gün sonra seferberlik ilan etti. Tüm olanaklarıyla yaralarımızı sarmaya geliyorlardı!

Önce binlerce polis ve asker gönderdiler. Ardından onlarca cenaze arabası, yüzlerce ceset torbası ve kamyonlar dolusu tabut taşındı Soma’ya. Mezarlıklarda çukurlar kazılmaya girişildi. Kırkağaç kavunlarının muhafaza edildiği soğuk hava deposu hazırlandı. Diyanetten ve cemaatlerden, onlarca dua okuyucu göndermeyi de ihmal etmediler. Bu hazırlıklardan da anlaşıldı ki katliamın boyutu çok büyük.

Yüzlerce maden işçisi ölmüştü. Çok büyük ihmaller vardı. Acı ve öfke önü alınamaz bir patlamaya dönüşebilirdi. Asıl olan bu patlama riskini engellemekti ve devlet tüm olanaklarını bunun için seferber etti, tüm dikkatini bu noktaya yoğunlaştırdı.

Sıkıyönetim ilanı!

Katliamın yaşandığı maden bölgesi, ilçenin tüm giriş çıkışları, cenazelerin gönderildiği her nokta ve ilçe merkezi polis-asker kuşatmasına alındı. “Dışardan gelen provokatörler Soma’yı karıştıracak” propagandası, aralıksız biçimde sürdürüldü.

Diyanet ve cemaatlerden gönderilen vaizler ölen madencilerin evlerini ziyaret ederek, “kaderdir, isyan etmek günahtır” telkinleri ile biriken öfke ve isyan duygusunu boşaltmaya çalıştılar.

Şirketler, Bankalar, Sermaye vakıfları, hükümet kanadı altında örgütlenen İHH gibi vicdan avcıları, ‘Soma’nın yaralarını sarma seferberliğinin’, kanı parayla satın alma tarafını örgütlemeye giriştiler.

Devlet, yürek acısının isyanını tanımadı. Sorumluların açıklanıp cezalandırılmasını isteyen, bu amaçla eylem yapan kitlelere yine azgınca saldırdı. Manisa Valisi sıkıyönetim ilan ettiklerini, tüm eylem ve etkinlikleri yasakladıklarını ilan etti.

Örgütsüz olmanın çaresizliği

Büyük bir işçi katliamı yaşandı. Ölüm göz göre göre geldi. Katiller orta yerde duruyordu. Gerçekler halktan saklandı. Yer yer biriken öfke ve isyan duygusu eyleme dönüştü. Ancak tüm duygulara rehber olacak ortak bir irade kendini var edemedi bu en acılı günlerde.

Patron örgütü haline gelmiş Maden-İş sendikasından hiç değilse bir tane namuslu, cesur işçi önderi çıkmadı. Çıkıp içini döken, isyanını dile getiren bazı işçiler ve eylemlerin dinamik gücü gençler ise böyle bir bakışa sahip değildi. Yerel sol dinamikler, tek tek kişiler dışarda tutulursa, oldukça temkinli davrandılar. Fırtınalı suların onlara göre olmadığı anlaşıldı.

Yüreklerini yakan acı ve isyan duygusuyla ilçe merkezini dolduran yüzlerce, binlerce insan ne yapacağını, nasıl yapacağını bilememenin, örgütsüz olmanın çaresizliği içinde gitti geldi.

Hayat bir kez daha doğruladı çıplak gerçeği; Örgütlüysek varız, değilsek yok!

(İşçi Gazetesi’nin katliamın ardından yayınladığı Soma özel sayısından alınmıştır.)


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz