NATO’nun Soğuk Savaş dönemi sonrası en büyük askeri tatbikatı olarak bilinen Sarsılmaz Savunucu 2024 başladı. NATO’nun Soğuk Savaş döneminde son büyük tatbikatı ise 125 bin katılımcıyla gerçekleştirilen ‘REFORGER’ olmuştu.

NATO’nun bu tatbikatla amacının en genel ifadeyle ‘güçlerini Kuzey Amerika’dan Atlantik’in diğer yakasına taşıyarak Avrupa-Atlantik bölgesini takviye yeteneğini göstermek’ olduğu ifade ediliyor.

Elbette, söz konusu tatbikatı, Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı özel askeri operasyonla sıcak çatışmaya dönüşen uzun süreli rekabetten bağımsız ele almak mümkün değil.

Sahadaki mevcut durum, çoğunlukla Rusya-Ukrayna üzerinden tarif ediliyor. Kiev yönetimi, başlamadan biten karşı taarruzlar, asker eksikliği ve ekonomik kriz nedeniyle birbirine düşme arefesinde. Mevcut yöneticiler ve asker ve sivil liderlik arasındaki çekişme çoktan gün yüzüne çıkmış durumda.

Ukrayna yönetimi, Batı’dan gelen yardımların devamı için yoğun diplomatik çabalarını sürdürüyor. Aynı anda, İngiltere’yle imzalanan ‘tarihi’ anlaşma ve NATO üzerinden Karadeniz’de cepheyi genişletme de Türkiye’nin Montrö vurgusu sayesinde henüz hayata geçemeyen bir hedef.

Ancak, Ukrayna ve çevresindeki ülkelerde yaşananlar, muharebe sahasının genişleyeceği yönünde önemli işaretler barındırıyor. Bunlardan en önemlisi Moldova…

2024 sonbaharında yapılacak seçimlerde yeniden aday olacağını açıklayan, Devlet Başkanı Maya Sandu yönetiminde yüzünü Batı’ya çeviren Moldova, Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerini başlattı, Anayasasından ‘tarafsızlığı’ kaldırdı, Rusya ‘birincil tehdit’ ilan edildi ve üyesi bulunduğu Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ile askıya aldığı anlaşmalarla çoktan çıkış yoluna girdi.

Bu açıdan Moldova, sınır komşularının çoğu gibi ‘AB rotasında ilerleyen eski Sovyet ülkesi’ profili çizse de, Kişinev’in komşularına oranla işi daha zor. Zira, Moldova’da, ‘Rus yanlısı’ olarak kabul edilen, güçlü bir muhalefet alanına sahip, ülkenin Batı’yla yakınlaşmasına karşı çıkan, Şor, yeni ismiyle ‘Rönesans’ gibi önemli bir siyasi güç bulunuyor. Aynı şekilde, ülke sınırları içerisinde, yine ‘Rus yanlısı’ kabul edilen, nüfuslarının ezici çoğunluğunun Rusça konuştuğu, önemli bir kesimin Rus pasaportuna sahip olduğu iki özerk bölge var: Gagavuzya ve Transdinyester.

Moldova, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasının ardından bugün hala çözülmeyi bekleyen çeşitli gerilim başlıklarına ev sahipliği yapıyor. Aynı Donbass’ta olduğu gibi.

Yalnızca geride bıraktığımız yıl içerisinde, merkezi hükümet Gagavuz özerkliğinin kaldırılmasına karşı adımlar attı, Gagavuzya’nın başkenti Komrat’ta başkanlık seçimlerini kazanan adayın oy pusulalarına el koydu, ülke genelinde resmi olarak ‘Moldovaca’ olan devlet dilinin adının Rumence olarak değiştirilmesi lehinde oy kullandı, Gagavuz Türklerinin emeklilik parasına bloke koydu, Gagauzya’nın yasal olarak seçilmiş başkanı Yevgeniya Gutsul’u hükümete almadı…

Moldova’nın AB yolundaki bir diğer önemli ‘baş ağrısı’ ise Transdinyester. Moldova ile Ukrayna arasında sıkışmış bir coğrafyada bulunan, çok bilinmeyen ve tartışılmayan bu bölge, eğer Ukrayna’daki çatışmalar Ukrayna sınırlarını gerçekten aşacaksa, muhtemelen çatışmaların sıçrayacağı ilk yer olacak. Bunun hem coğrafi, hem tarihsel sebepleri var ve Batı’nın isteği de bu yönde. Transdinyester’i savaşın Ukrayna dışındaki ilk cephesi haline getirecek çok kritik başlıklar bulunuyor.

Birincisi, Ukrayna savaşının aslında aynı anda bir ‘Karadeniz Savaşı’ olduğu düşünüldüğünde, Kremlin’in kendini gerçek anlamda güvence altına alması için Odessa bölgesini de kontrol etmesi gerektiği ortaya çıkıyor. Odessa bölgesi tamamen ele geçirilirse, Rus güçlerini Moldova sınırı, yani, Kişinev’in ‘baş ağrısı’ olan Transdinyester ve Gagavuzya karşılayacak.

Transdinyester nasıl kuruldu?

İkincisi, Transdinyester tarihinin Donbass’taki durumla benzerlik göstermesi. Sadece Güney Osetya, Abhazya ve Karabağ Cumhuriyeti tarafından tanınan bu bölge, Donbass cumhuriyetlerinden çok daha önce, 1992 yılında yaşanan savaşın ardından kuruldu.

Bölgedeki kriz halinin kökenleri ise, 1917 Sovyet Devrimi’ne dayanıyor. Komünistlerin iktidara geldiği süreç ve yaşanan iç savaş sonucunda, bugünkü Moldova Cumhuriyeti Romanya’nın bir parçası olmuştu ancak Transdinyester, Sovyetler içerisinde kalmıştı.

Önce Romanya’ya katılan, daha sonra Sovyetler Birliği’nin bir parçası olan Moldova ise, 2. Dünya Savaşı’nda bir kez daha Nazilerle işbirliği yapan Romanya hükümetinin işgaline uğradı ve Nazizmin yenilgisinin ardından yeniden SSCB bünyesine katıldı. Transdinyester ise, Moldova’nın birliğe katılımının ardından bu cumhuriyet içerisinde özerk bir bölge haline geldi.

SSCB’nin dağılması sürecinde ise Moldova hükümeti, birliği kurtarma amacıyla yapılan 1991 bağımsızlık referandumuna katılmayı reddetse de oylama gerçekleşti ve birlik içerisinde kalma yönündeki yüzde 98.72’lik oy oranına rağmen sonuçlar meşru kabul edilmedi.

Moldova halkı ve hükümet arasında yaşanan bu çelişki, bölgede bir yıl sonra yaşanacak savaşın ilk habercisiydi.

Yine aynı Donbass gibi, Moldova’nın tarım ağırlıklı ekonomik yapısına karşılık, Transdinyester Sovyet kalkınmacılığından önemli ölçüde yararlanabilmiş bir sanayi bölgesiydi. Geç Sovyet döneminde, Transdinyester sanayisi cumhuriyetin GSYİH’sının yüzde 40’ını ve elektriğinin yüzde 90’ını sağlıyordu.

Öte yandan, Moldova nüfusunun çoğunluğunu Rumence konuşan Moldovalılar oluştururken, Transdinyester nüfusunun çoğunluğu Ruslar ve Ukraynalılardan oluşuyor. Bu nedenle, 1986’da Sovyet Lideri Mihail Gorbaçov’un ‘Glasnost’ politikası nedeniyle güç kazanan milliyetçi akımlar, Transdinyester bölgesinde önemli bir karşılık bulmadı.

Donbass’la benzerlikler

Ülkede çatışmaların fitilini ateşleyen şey de, milliyetçi akımların ve radikalizmin güçlenmesi oldu. Bunun ilk önemli sonucu ise, 1989 yılında -2010’larda Ukrayna’nın yaptığı gibi- ülkede Moldova dilinin tek devlet dili olarak kabul edilmesi ve Latin alfabesine geçişe ilişkin bir yasa tasarısı çıkarılmasıydı.

Yaşanan gelişmeler üzerine, geleceklerini tehdit altında gören Transdinyester halkı bölgenin çıkarlarını savunmak üzere Birleşik İşçi Kolektifleri Konseyi’ni (UCLC) kurdu. Aynı, Donbass’ta yaşayan Rusların AB yanlısı Maydan’a karşı ‘Antimaydan’ gruplarını kurması gibi.

Moldova’nın 1990 yazında bağımsızlığını ilan etmesinden kısa bir süre sonra ilen edilen Transdinyester iktidarı ise Moldovalı milliyetçiler tarafından ‘isyan’ olarak nitelendirdi ve iki güç arasındaki çatışmalar başladı.

Hızla silahlanan iki tarafın da ilk adresi, ülkede bulunan Sovyet silah depoları oldu. 2 Kasım 1990’da, Moldova polisi tarafından 3 sivilin öldürülmesi ise, çatışmaların bir savaşa dönüşmesinin önemli bir adımı oldu.

İki güç arasında önemli çatışmalar yaşandı. Ve yine aynı Donbass’ta olduğu gibi, komünistlerden Rus milliyetçi güçlere kadar çok sayıda gönüllü müfreze, sembolik ‘Sovyet mirası’ için savaşmak üzere Transdinyester’e geldi. Bölgedeki çatışmaları uzatan en önemli unsur ise, her iki tarafın da ağır silahlardan yoksun olmasıydı.

Neredeyse bütün sokaklarında çatışmaların yaşandığı ve yaklaşık 400’ü sivil olmak üzere toplam bine yakın insanın öldüğü Bender savaşının iyice çıkmaza girmesi üzerine, 21 Temmuz 1992 tarihinde ateşkes ilan edildi. Bölgedeki ateşkes rejimi hala devam ediyor, dönemin milislerinin lideri Igor Smirnov cumhurbaşkanı oldu ve seçimleri kaybettiği 2011 yılına kadar görevine devam etti.

Transdinyester’in hikayesinin Donbass’la çok fazla benzer yanları olmasına rağmen, Transdinyester, özerk statüsünden taviz vermeden Moldova devletiyle bağlarını sürdürmeyi başardı ve bugüne kadar varlık gösterebildi. Bu varlığın bir diğer önemli sebebi ise bölgedeki Rus askeri varlığı.

Rus güçlerinin ise, bölgede 1000 asker ve subaydan oluşan bir görev gücü bulunuyor. Bu gücün görevi barışı koruma harekatının yanı sıra, Sovyet birliklerinin Avrupa ülkelerinden çekilmesinden sonra getirilen 20 bin tondan fazla mühimmatın depolandığı Kolbasna’daki askeri depoları korumak.

Ukrayna güçleri pozisyon alıyor

Aynı şekilde, sınırın Ukrayna tarafından askeri hareketliliğin arttığına ilişkin yeni haberler gelmeye devam ediyor. Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna-Transdinyester sınırı yakınında Ukrayna birimlerinde önemli miktarda personel ve askeri teçhizat birikiminin yanı sıra topçuların atış pozisyonlarında konuşlandırıldığını ve Ukrayna’nın insansız hava araçlarının uçuşlarında benzeri görülmemiş bir artış kaydedildiğini açıklamıştı. Ukrayna askerlerinin, Transdinyester sınırına yakın hareketleri hakkında haberlere her gün bir yenisi ekleniyor.

Bölgeyi krize sürükleyecek bir diğer önemli gelişme ise, Ukrayna’nın Rus doğal gazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya akışını sağlayan anlaşmaların 2024 sonrası için uzatılmayacağını duyurması oldu. Bu durum, Transdinyester’i Rus gazından, Moldova’yı ucuz elektrikten mahrum bırakacak.

Moldova Enerji Bakanı Victor Parlicov’un ‘dahinaye’ planı ise, bölgede krizin artacağını açık bir şekilde gözler önüne seriyor:

“Eğer Gazprom Transdinyester’e gaz tedarikini durdurursa, Kişinev ya Transdinyester halkının masrafını ödemek zorunda kalacak ya da vatandaşları bölgeden uzaklaştırmak zorunda kalacak.”

Parlicov’un sözlerinden anlaşıldığı kadarıyla Kişinev yetkilileri, Dinyester’in sol yakasından yüzbinlerce insanın yerinden edilmesini içeren bir tür ‘sürgün’ seçeneğini ciddi olarak düşünüyor.

Aynı zamanda, Moldova makamları, Rus pasaportu taşıyan Transdinyester vatandaşlarını yabancı olarak kabul edecek. Artık, çoğu Rus pasaportuna sahip yüzbinlerce Transdinyesterli, kendi ülkelerinde ‘yabancı’ olarak kabul edilecek.

Moldova yönetiminin tam gaz Batı rotasında ilerlemesi, Gagavuzya ve Transdinyester’e karşı attığı siyasi ve ekonomik adımlar, başlayan NATO tatbikatı ve Ukrayna’nın başarı özlemiyle yeni cephe arayışları…

Bütün bu gelişmelerin ışığında, Transdinyester sınırları içinde de tansiyon çoktan yükselmiş durumda. Transdinyester halkı, Moldova yönetiminin uyguladığı siyasi ve ekonomik baskıya karşı “Moldova, soygunu bırak” sloganıyla merkezi hükümetin ekonomik ve siyasi baskılarına karşı kitlesel eylemlere başladı.

Transdinyester’deki hassas gelişmeleri, Polonya ve Litvanya’nın Rusya’ya bağlı Kaliningrad ile Belarus arasında bulunan, Polonya-Litvanya sınırındaki Suwalki Koridoru çevresinde ortak askeri tatbikat ilanı ve Letonya, Litvanya ve Estonya’nın Rusya sınırında bir ‘savunma hattı’ inşa etme planları takip ediyor.

Bütün bunlar düşünüldüğünde, NATO’nun ‘tarihi’ tatbikatıyla göstereceğini söylediği ‘sevkiyat yeteneğinin’ bir savaş provasından başka bir şey olmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Kolektif Batı, ayan beyan savaşa hazırlanıyor.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz