Zonguldak’ta Afgan mülteci işçi Mohammad Nourtani’nin kaçak maden ocağında çalışırken geçirdiği iş kazasının ardından maden sahipleri tarafından yakılmasına ilişkin açılan davanın ilk duruşması 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. 29 Mayıs Çarşamba günü 14.00’da başlayan duruşma, 30 Mayıs Perşembe günü 02.00’de bitti. Tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamına karar verilen mahkemede baroların katılım talebi kabul edilmedi. Bir sonraki duruşma 8 Temmuz 10.30’a ertelendi.

3 sanığın tutuksuz, 3 sanığın ise tutuklu yargılandığı cinayetin adli tıp raporunda Nourtani’nin iç organlarının yandığı ve bazı organların bulunamadığına dikkat çekilmiş, iddianamede ise madencinin kaçak ocakta vagon arasına sıkıştığı, ocak sahiplerinin de “olay ortaya çıkarsa ocak kapanır” gerekçesiyle hareket ettikleri ifade edilmişti. 6 şüpheli hakkında “İştirak halinde kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası istemiyle açılan dava dün Zonguldak 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan ve EMEP Zonguldak İl Örgütü, DEM Parti Milletvekili Özgül Saki, İnsan Hakları Derneği ve Sığınmacı Hakları Platformu davayı takip etmek üzere adliyeye geldi. Dava öncesi yapılan basın açıklamasında “Göçmen yerli ayrımı değil, insanca çalışma düzeni” pankartı açıldı. Eyleme katılanlar sık sık “Göçmen işçiler yalnız değildir”, “Köle değil işçiyiz”, “Çalışırken ölmek istemiyoruz” sloganları attı.

Davanın ilk duruşması görüldü

Zonguldak’ta kaçak maden ocağında çalışan 50 yaşındaki Afganistan uyruklu Vezir Mohammed Nourtani’nin ölümüne ilişkin davanın ilk duruşması Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlandı. Nourtani’nin çalıştığı kaçak maden ocağının sahipleri Hakan Körnüş (46), Enver Gideroğlu (34) ve Körnüş’ün kuzeni Ahmet Aydın (52) tutuklu yargılanırken, ocak çalışanları Sercan Kayabaş (28), Eray Demiro (22) ve kömür ticareti yapan Alaattin Çayırlı (46) ise tutuksuz yargılanıyor.

Yakılarak öldürülen madenci Nourtani için görülen duruşmada tutuklu sanıklar Ahmet Aydın, Enver Gideroğlu, Hakan Körnüş SEGBİS ile duruşmaya katılırken, tutuksuz sanıklar Sercan Kayabaş, Eray Demiro ve Alaattin Çayırlı ile Nourtani’nin eşi, çocukları ve sanıkların yakınları hazır bulundu.

Sanık Enver Gideroğlu’nun dosya kapsamında avukatının olmadığı belirtilirken mahkeme barodan avukat görevlendirileceğini söyleyerek avukatı olmadan savunmasının alınmayacağını belirtti.

Nourtani’nin ailesinin avukatı Kerim Bahadır Şeker, duruşmanın alenilik ilkesine göre yapılması gerektiğini hatırlatarak salondaki boş yerlere ayakta izleyicilerin alınması gerektiği talebinde bulundu. Dışarıdaki kalabalık grubun salona alınması dahilinde ayakta duracağı ve sanık savunmalarının alınacağı sırada olası bir duruşma düzeninin bozulması halinde müdahalenin güvenli bir biçimde yapılamayacağı gerekçe gösterilerek dışarıdaki demokrasi ve kitle örgütü üyelerinin davaya izleyici olarak katılması kabul edilmedi.

Sanık Demiro: İnfazımız var, başımız yanar dediler

Mahkeme heyeti, sanıklara suçlarını hatırlatarak sanıklardan Eray Demiro’nun savunmasını istedi. Demiro savunmasında olayı şöyle anlattı:

“Ben, Hakan ve Enver’e ait ocakta çalışanım. Olay günü Alaattin ile kulübede oturuyordum. Sonra Afganlı Mohammed gelip içeri gitti. Sonra Sercan geldi, Mohammed’e bir şey olmuş, yerde sırt üstü yatıyor bayıldı herhalde dedi. Biz de Alattin ile birlikte koşarak ocağın içine gittik. Biz içeri girdiğimizde Mohammed yerde sırt üstü yatıyordu. Alaattin parmağıyla Afganlı’nın dilini yokladı. Enver abi içerideydi, diyafonla çağırdık. Vagonun tırtasına koyup dışarı çıkardık. O sırada peşimizden Enver abi geldi. Alaattin abi içeride kalp masajı yapmış, onu söyledi. Sercan Hakan’ı aradı. Yanında Ahmet ile yanımıza geldi. Düşüp bayıldığını söyledik. Alaattin muhtemelen kalp krizi geçirdi, tam olarak bilmiyorum dedi. Hakan da birkaç sefer kalp masajı yaptı. Nabzına baktığımızda nabzı atıyor gibiydi ama emin değildik.

Su getirdik eline yüzünü yıkadık maktulün. Nefes alıp vermediğini kontrol ettik. O sırada Hakan bana ‘benim evden battaniye al gel dedi. Yere serip Mohammed’i battaniyeye koyduk. Taşıyıp arabanın bagajına koyduk. O sırada Enver ve Hakan ‘olayın ocak içinde olduğunu göstermeyelim, ocak kaçak infazımız var, başımız yanmasın, kimliği de yok’ dediler.

Maktulü arabaya koyduk. Enver, ‘Mohammed’in kıyafetlerini sobada yakın’ dedi. Hakan, Alaattin, Enver ve Ahmet dördü birlikte arabaya binip ‘biz hastaneye gidiyoruz, siz işinize devam edin’ diye yanımızdan ayrıldılar. Biz de kulübeye gittik, işimize devam edip Enver’in dediği gibi Sercan ile kıyafetleri sobanın içine attık. Sonra yemek yedik. Enver aradı yarım saat sonra, bana konum atıp ‘Sapça mevkiine doğru gel’ dedi. ‘Hastaneye nasıl götüreceğiz, buraya bıraksak başkası gelip alsa hastaneye götürse’ dedi. Ben de ‘parmak izlerimiz var, hastaneye götürmemiz gerekir’ dedim. Kalp krizi geçirdiyse bizlik bir durum olmadığını söyleyip, ‘burada atıp bırakmış gibi olmayalım’ dedim. Alaattin de ‘hastaneye götürelim’ dedi.”

Nourtani’nin hastaneye götürüldüğünü düşündüğünü söyleyen Demiro, yaktıklarını düşünmediklerini ifade etti. Demiro çapraz sorguya alındı. Çapraz sorgu sırasında Demiro’ya “Bir kaza yaşanmış matem havası yaşanması gerekirken neden şakalaşıyorlar. Neden gülerek sobaya elbiseleri atmışlar” diye soruldu. Demiro ise neden güldüklerini hatırlamadığını istem dışı olduğunıu söyledi.

“Nourtani’yi bulduğumda hırıltılı nefes alıyordu”

Daha sonra tutuksuz sanık Sercan Kayabaş’ın savunması başladı. Nourtani’yi bulduğu yerde adına makas denilen bir sistem olduğunu, kendisinin dolu vagonları getirdiğini, Nourtani’nin ise boş vagonları getirerek makasa soktuğunu anlatan Kayabaş, “Olay saatinde ben vagonu getirdiğimde Nourtani vagonları değiştirdiğimiz yerde sırtüstü yatar vaziyette duruyordu. Boynu direğe yaslı haldeydi. Hırıltılı bir nefes alıp veriyordu. Üç kere seslendim ses vermeyince kulübeye gidip Alaattin ve Eray’a haber verdim. Koşarak içeri geldik üçümüz. Eray, Enver’e haber vermeye gitti, Alaattin ise orada kalp masajı yaptı. Ocak havasız olduğu için Nourtani’yi boş vagonun kasasını çıkarıp altındaki tırka diye tabir ettiğimiz vasıtayla yukarı çıkardık, hava alabilsin diye” dedi.

Kayabaş, “Ocaktan çıkardığımızda Nourtani hırıltı bir şekilde nefes alıp veriyordu. Arabaya bindirdiğimizde de hâlâ nefes alıyor gibiydi” dedi.

Hakan Körnüş tarafından tehdit edildiğini söyleyen Kayabaş, “Ben yemek yerken Eray Demiro maktulün eşyalarını tek başına yakmış. Patronlar bize işimize devam etmemizi söyledi. Nourtani’yi bagaja koyup götürdüklerinde bize işimize devam etmemizi söyleyip başka bir kaçak ocaktan Afgan Ahmet’i getirdiler onunla çalıştık” diye konuştu.

Görüntüler incelendiğinde kameraları kırmaya çalıştığı görülen Kayabaş, “Baskı ve tehdit altında bunları yaptım” dedi.

Olayın ertesi günü Enver’in kendisine “Nourtani’yi Hakan yaktı” dediğini anlatan Kayabaş’a daha önceki sorgularında ve ifadelerinde neden bundan bahsetmediği soruldu, Kayabaş ise, “Unuttum” diye yanıt verdi.

“Son nefesini verdi sandım”

Kayabaş’ın ardından tutuksuz sanık Alaattin Çayırlı’nın savunmasına geçildi. Çayırlı, olay gününü “Ben ocakta çalışan değilim, birçok ocaktan kömür alım satımı yaparım. Ben bahsedilen ocağa kömür almaya gittim. Maktul içeriden gelip benim arabama vagonla kömür döktü ardından içeri girdi on dakika geçmedi, içeriden Sercan koşarak geldi ve ‘Adam bayıldı’ dedi. Sırtüstü vaziyette yatan maktulün dili içeriye kaçmıştı, dilini çektim, kalp masajına başladım. Hiç soluk yoktu masajdan sonra bir sefer hırıltılı nefes alıp verdi. Orada maktulün son nefesini verdiğini düşündüm. Daha sonra işçiyi trikoya koyup dışarı çıkardık. Dışarıda nabız yoktu. Tekrar kalp masajı yaptım. Hakan’a ‘Herhalde vefat etti, ne ses ne soluk var’ dedim” diye anlattı.

“Kimliği yok, Afgan zaten atalım!”

Yolda ambulans bulma ihtimaliyle Nourtani’yi aracına aldığını anlatan Çayırlı, “Ben, Hakan, Enver, Ahmet araca bindik. Kestirme olur diye orman içinden gidiyorduk, Enver, Hakan’a dur dedi, ‘Bu adamın kimliği yok, Afgan zaten, atalım’ dedi. Ben de küfür ederek tepki gösterdim. Hakan da beni destekledi. Araç sıkıntılı denilerek araç değiştirelim dediler. Eraylarla buluştuğumuz yol ayrımına geldik, Enver sonrasında ‘Gömelim’ dedi. Sonra tekrar karşı çıktım. Hastaneye gideceğiz denildi, oradan ayrıldık. Ben arabama binip eve döndüm” dedi.

Savunmasına devam eden Çayırlı’nın “olay anı biraz alkollüydüm” demesi üzerine Avukat Kerim Bahadır Şeker, ne içtiklerini sordu. Çayırlı, “Jack Daniel’s” marka viski içtiklerini söyledi. Tutanaklarda olay yerinin bir kilometre alanı içinde “Jack Daniel’s” marka viski şişesi bulunduğunu hatırlatan Şeker’e sanık avukatları karşı çıkınca Şeker, “Kuruyemiş yiyip, viski içip keyif yaparak olay işlenmiştir” dedi.

Çayırlı savunmasının devamında ise “Hakan’ı ertesi gün arayıp ne yaptıklarını sordum. Gülerek, ‘yaktık biz onu’ dedi” diye belirtti.

Kenara çekip içki içmişler

Duruşmaya SEGBİS ile katılan tutuklu sanık Enver Gideroğlu, Nourtani’yi Ahmet ve Hakan’ın yaktığını söyledi, “Ben olay tarihinde yerin 300 metre altında çalışıyordum. Eray bana haber gönderdi yukarı çıktığımda Nourtani ölmüştü. Hakan, ‘biz bunu ne yapacağız yok edelim, zaten infazım var’ dedi. Arabaya bindik, hastaneye doğru yol alırken Hakan bana, ‘Maden benim dersin ben senin ailene bakarım’ dedi. Alaattin de ‘En fazla 6 ay yatıp çıkarsın’ dedi. Kabul etmedim. Bunun üzerine arabayı kenara çekip Alaattin, Hakan, Ahmet içki içmeye başladı. Ardından Eray geldi ve 1,5 saat kadar içtiler. Hakan, Eray’a para verip benzin almasını istedi. Eray kabul etmedi. Ahmet ve Hakan ayrı araçla devam etti, biz Eray’la Alaattin’i bıraktık. Dönerken Hakanların araçla karşılaştık. Hakan, diğer kaçak ocaktan Afgan Kazım’ı çağırıp Nourtani’nin ailesine ‘Vezir gelmedi’ dememizi istedi. Yaptık.

Hakan, Ahmet ve ben dağ yoluna gittik. Boş bir alana Vezir Mohammad’i bıraktık. 40 metre kadar ilerledik. Ahmet arabayı durdurdu, farları kapattı. Hakan arkasına dönüp bana ‘yak’ dedi. Kabul etmedim. Ardından birlikte indiler. Ahmet ön kapıdan benzin bidonunu aldı. Arabanın camları filmli olduğu için ben kimin yaktığını göremedim. Arkama baktığımda alev aldığını gördüm. Ahmet elinde bidonla koştu ‘kaç kaç’ dedi. Uzaklaştık. Ardından Hakan bana ‘telefon kayıtlarını sil yoksa bir daha çoluk çocuğunu göremezsin’ dedi.

“20 bin dolar karşılığı böbreğini istedi”

Mohammad Nourtani’nin eşi Qamer Nourtani, Enver Gideroğlu’na “Eşim olaydan bir hafta önce ‘Enver 20 bin dolar karşılığında böbreğimi istedi’ dedi. Bu yaşandı mı? “ diye sordu. Gideroğlu, “Ben maktülün böbreğini ne yapayım istemedim” diye yanıt verdi.

Ayrıca Gideroğlu, tutuksuz yargılanan Alaattin Çayırlı’ya ilişkin, “Alaattin’in maktülün yakılacağından haberi vardı. Buna itirazı da olmadı” dedi.

Telefonunu ararken “yanlışlıkla” yakmış 

Tutuklu sanık Ahmet Aygün, Hakan’ın baskısı üzerine birlikte benzin almaya gittiklerini, Nourtani’nin cesedi üzerine benzini döktükten sonra Hakan’ın kendisine, “Çak şunu beklemeye gerek yok” dediğini belirterek, “Benim elim cebimdeydi, yakmaya niyetim yoktu. Telefonumla çakmağım aynı yerdeydi. Karanlıkta telefon yere düştü, telefonu karanlıkta yerde bulamayınca telefonu bulmak için çakmağı yaktığımda ceset alev aldı birden” dedi. Aygün, Hakan Körnöş’ün kendisine gidip bir yerlerde içki içmeyi teklif ettiğini söyledi. “Hakan’ı hastane işine ikna edemedik” diyen Aygün, pişman olduğunu dile getirdi.

Çapraz sorgu sonrası ifadelerindeki çelişkilere dikkat çekilince Aygün, çakmağı kendisinin yaktığını ve Nourtani’nin bedenini ateşe verdiğini söyleyerek “Yanlışlıkla telefonu ararken yaktım” ifadesinden “Yanlışlıkla söyledim, şaşırdım” diyerek vazgeçti.

Ocak sahipleri suçu birbirine attı

Daha önce MHP Gelik Belde Başkanı olduğu ortaya çıkan tutuklu sanık Hakan Körnöş, “Olayın bu noktaya gelmesini istemezdim. Maden ocağının orda rahmetlinin nabzına baktım, bedeni soğuktu. Nabzı atmıyordu” dedi.

Ardından, diğer ocak sahibi Enver’in ifadesinin tam tersiyle ifade vermeye başladı: “Allah rahmet eylesin cenaze bizim cenazemiz arayın 112’yi dedim. Sonra Enver ‘Senin sicilin var abi, ocak kapanır, işçinin kimliği de yok’ dedi. Ben, Enver, Alaattin, Ahmet araca bindik. Maktülü hastaneye götürmek üzere yola çıktık. Sercan ocağın ağzında biz ayrılmadan önce oturmuş kafasını ellerinin arasına almış, saçını yolar gibi yapıyordu. Hastane yolunda ilerledik. Yol ayrımında transiti gördük. Enver yanında durmamı söyledi, durdum. Şok içindeydim, korkmuştum. Ben yakıt almak için benzine inmiştim. Ahmet de benimle geldi. Arabaya mazot aldım. Ben farkında değildim Ahmet abinin bidona benzin aldığından. Sonra hastane yoluna doğru gittik. Ben aracı dört beş metre kadar ana yoldan içeri soktum. Arabadan aşağıya inip tuvalet ihtiyacımı karşıladım. Arkamda bir ışık hissettim. Arkama döndükten sonra baktığımda rahmetli yanıyordu. Ben de korktum. Arabaya binip kaçtık. Ahmet’i ve Enver’i bıraktım.”

Maktüle vagon çarparak öldüğünü düşündüğünü söyleyen Körnöş ise Enver’le bunu paylaştığını, Enver’in bunu onayladığını söyleyerek, “Yani olay benden saklanmış” dedi.

Kaçak ocak 4 senedir faaliyetteymiş

Kaçak ocağın dört senedir faaliyette olduğunu söyleyen Körnöş suçlamalara ise “iftira” dedi:

“Bana iftira atıyorlar, benim talimatım üzerine çakmağı çakmadı Ahmet. Ben olaya sonradan dahil oldum. Bana atıyorlar. Kimseyi tehdit etmedim. 4 senedir ocağa yalnızca hesap günü geldiğinde giderim. Enver ile ikimiz ocakta ortağız. Biz cani bir insan değiliz, cani olsak ocağın başında kalp masajı yapmazdık.”

Eşini arayıp “Kocan eve geldi mi?” diye sormuşlar

Duruşmada müşteki sıfatıyla söz alan Nourtani’nin eşi Qamer Nourtani, şöyle konuştu:

“Sanıkların hepsinden şikayetçiyim. Kendisine bir şey olursa patronlarının kendisine özel hastane ve doktorlarının olduğunu söylemişti eşim. Olaydan bir hafta önce eşimin bana söylediği orada çalışırken, patronlarla aralarında bir konuşma geçmiş. Enver işyerindeki bütün elemanlara ‘bir tane böbreğinizi bana 20 bin dolar karşılığında verin’ demiş. Eşim de gülerek Enver’e ‘Öldükten sonra o 20 bin dolar ne işe yarar? ‘ demiş. Eşim yaklaşık 3 haftadır orada çalışıyordu. Eşimin 1 günlük çalışma karşılığını ödememiş. Enver ‘ödesem işe gelmezsin’ deyip sonraki hafta da bunu yapmış. Cuma günleri tatil. Perşembe günü son iş günü idi gitti ve bir daha geri dönmedi. Normalde 15.00’te işe giden eşime 14.30’da gelmesi için ısrar etmişler. Bunun üzerine eşim saat 14.00’te evden çıktı. Eşim işe giderken telefonu evde bırakıyordu. 14.15’te eşimi Enver aradı. Ocağa gittiğini söyledim. Akşam saatlerinde Eray görüntülü aradı. Arabanın içinde etrafı göstererek ‘Mohammad yok’ dedi. Akşam 20.00 sıralarında Farsça bilen biri ‘kocan geldi mi eve’ diye sordu. Yok dedim. Bunun üzerine ‘Buradan çoktan çıktı nasıl gelmedi’ diye sordu. Ben de eşimin işten ayrıldığını düşünerek yürüyerek geldiğini bu yüzden geciktiğini düşündüm. Saat geç olduğu için uyuduk, sabah kalktığımızda kocamın olmadığını fark ettim. Enveri aradık, Enver ‘Mohammed yok işe gelmedi’ dedi. Kimliğini yanında taşımadığı için polise yakalandığını düşündüm. Emniyete gittim. Tarif ettim eşimi. Ben eve varmadan haberi geldi.”

“İnsanlığa karşı suçlar kapsamında kasten öldürülmüştür”

Müşteki Avukatı Kerim Bahadır Şeker, beyanlarında şu ifadelere yer verdi:

“Olay günü Nourtani üç haftadır çalışıyordu. Olaydan bir hafta önce için ‘böbreğinizi getirin 20 bin verelim’ dendi. Otopsi raporunda sol böbreğe rastlanılamadı. Bir kişiyi ortadan kaldırmak, delilleri yok etmek için yakarsın. Ancak Nourtani’nin elleri, yüzü bacakları var böbreği yok. Dosyanın içeriğini bilmeden biz bunu söylemiştik. Maktül arkada bagajda iken alkol içmişler, olay yerlerinde bulunan kuruyemiş var, ‘Tuborg’ var, viski var. Biz durum böyleyken olay yerinde keşif talep ediyoruz. Ayrıca hastaneye gitmek, benzinliğe gitmekten daha kısa. Bizim kanımızca insanlığa karşı suçlar kapsamında bilerek ve isteyerek; dini, ırkı gözetilerek kasten öldürülmüştür. Sizin bu dosyada emsal oluşturacak bir karar verip bu ülkede bütün insanların, din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin eşit olduğunu gözetmeniz gerekiyor. Bugüne kadar kaçak maden ocağı hakkında hiçbir denetim yapılmamış ve bir başka kaçak madenler olduğu da söylendi burada. Bundan sonraki olayların önünü de almak için re’sen bir karar vermeniz gerekmektedir.”

Şeker ayrıca, tutuksuz sanık Alaattin Çayırlı’nın da tutuklanmasını talep etti. “Dosya gizliyken Alaattin Çayırlı’nın alel acele 8 günde adli kontrol şartı kaldırılmış. Bu sanık kaçmış olduğu takdirde mahkeme nasıl hesap verecek? Çayırlı’nın hakkında şu anda adli kontrol kararı bile yok. Arabada beraberler, Nourtani’nin bedeni bagajda iken beraber içmişler, yakılması ile ilgili bilgisi var, Çayırlı neden dişarıda?” diye sordu.

Bir sonraki duruşma 8 Temmuz’da görülecek

Savcı mütalaasının ardından ara karar veren mahkeme heyeti, tutuksuz ve adli kontrol şartı olmayan Alaattin Çayırlı için yurt dışı yasağı kararı verdi. Tutuklu sanıkların tutukluluğunun devamına karar verilen mahkemede baroların ise katılım talebi kabul edilmedi. Bir sonraki duruşma 8 Temmuz 10.30’a ertelendi.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz