Fotoğraf: @isciemekci_ X hesabından alınmıştır.

Kayseri’de 30 Haziran gecesi 5 yaşındaki bir kız çocuğuna istismar görüntülerinin servisi ile başlayan ve başka şehirlere yayılarak büyüyen bir ırkçı ve göçmen karşıtı şiddet ve propaganda dalgasıyla karşı karşıyayız. Saldırılarda öncelikle Kayseri’deki Suriyeli göçmenler hedef alınmış, dükkânları ve evleri yakılmış ve hasar görmüştür. Yapılanlara meşruiyet kazandırmak ve desteklemek üzere sosyal medya üzerinden büyük bir göçmen karşıtı ve ırkçı propaganda yayılmış ve göçmenlerin yaşadığı saldırılara katkıda bulunulmuştur. Saldırılar Suriyeli göçmenlerin işçi-emekçi kesimlerinedir. Gecenin ardından yapılan paylaşımların %37’sinin bot hesaplardan olduğunu açıklayan İçişleri Bakanı Yerlikaya, daha sonra gözaltına alınan 474 kişinin 285’inin insan kaçakçılığı, yaralama, uyuşturucu, yağma, hırsızlık, mala zarar verme, cinsel taciz, dolandırıcılık, parada sahtecilik, tehdit, hakaret, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma gibi suçlardan sabıkalı olduğunu da belirtmiştir. En büyük trol ve çete koordinatörü olan devletin İçişleri Bakanı olarak konuşan Yerlikaya’nın açıklamaları olaylarda rejimin parmağının olduğunun itirafı niteliğindedir.

Organize edilenlerin siciline bakıldığında, yaşanan ırkçı saldırıların kız çocuğu ile ilgili olmadığı açıktır. Göçmenlerin üzerine salınanlar, Marx’ın “Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i”nde tarif ettiklerine uygundur. Burjuvazinin yöntemleri 150 yılı aşkın bir süredir hep aynıdır.

Toplumda gelişen ve geliştirilen bu ırkçı ve göçmen karşıtı taban, sadece bizim coğrafyamıza özgü değildir. ABD’de geçen hafta gerçekleşen başkanlık seçimleri münakaşasında Trump’ın birçok sorunu ülkeye gelen göçmenlere yıkması ve belki de dünyanın en çok izlenen siyasi tartışmasında göçmenleri terörist, tecavüzcü ve katil ilan etmesi; Avrupa’da son seçimlere damgasını vuran ve Fransa ve Almanya’da iktidarı zorlayan, göçmenleri sınır dışı etme gibi planlarla yarışan Neonazi ve aşırı sağ partilerin yükselişi, dünyada egemenlerin yeni siyasi politikalarından önemli birine işaret etmektedir. AB’de ifşa edilen aşırı sağ partilerin ortak toplantısı, görünürdeki siyasi hatların benzerliğinin ötesinde, uluslararası bir koordinasyon ve iletişimi göstermektedir. Ülkemizde bu siyasi programın uzantılarına sadece son yaşanan olaylarda değil, deprem sürecinde göçmenlere karşı Ümit Özdağ tarafından yayılan yalanlarda ve sonrasında gelişen seçim sürecinde de rastlamıştık.

Kapitalist-emperyalizmin gittikçe artan krizleri ve savaşları, yarattığı sömürü sistemi, yaşanan göçlerin altında yatan temel nedendir. Emperyalizm savaşlarla, talanla ve sömürüyle dünyanın önemli bir kısmını yaşanmaz hâle getirirken, göçmen işçileri de emperyalist merkezlerde yerli nüfusa kıyasla mahrum bırakıldıkları haklar, ırkçılık ve güvencesizliklerine dayanarak büyük bir sömürüye maruz bırakmaktadır. Yasin Aktay’ın 2021’deki Suriyeliler giderse ekonomi çöker açıklaması sadece TC için değil emperyalizmin genel göçmen sömürüsü için de doğruluğunu koruyan bir açıklamadır.

Derinleşen ekonomik kriz, yaratılmaya çalışılan yeni milliyetçilik ve Saray Rejimi’nin ABD emperyalizminin tetikçisi olarak derinleştirdiği savaş politikalarının konsolidasyonunda “yerlilik” üzerine bir göçmen karşıtlığı egemenler için etkili bir siyasi programdır. Böylece Saray Rejimi’nin görünürde farklı parçaları arasında işçileri ayrıştıran ayrımlar geliştirilip, sorunun kökeni olan sermaye egemenliği ve onun herkes için yarattığı esaret ve sefalet sistemi de saklanmaktadır. Halkın büyüyen tepkisi aslında sistemin en derin mağdurlarından olan göçmen işçilere karşı nefrete kanalize edilmektedir. Tarihi halkların inkârı ve imhası üzerine dayalı olan TC devleti için bu tanıdık bir stratejidir.

Milliyetçiliğe, göçmen karşıtlığına, ırkçılığa ve bu argümanlar üzerinden geliştirilen savaş politikalarına karşı işçilerin birliği halkların kardeşliğini günlük yaşamda örmek ertelenemez bir görevdir.

Bütün gelişen saldırılara, ırkçı söylem ve propagandalara karşı görünenin altında yatan sorunun ana kaynağını ortaya koymak ve göçmen işçilerle dayanışma içinde olmak önümüzdeki dönemde daha da önemli hâle gelecek bir nokta olacaktır. Enternasyonalizm şu an, coğrafyamıza gelmiş bütün halklardan emekçiler temelinde de geliştirilip, halkların kardeşliği yerli ve göçmen ayrımının reddine dayalı olarak savunulmalıdır.

Yaşadığımız topraklarda ve tüm dünyada sömürü, baskı ve savaşa dayanan sermaye düzenine, kapitalist-emperyalist sisteme karşı ortak mücadeleyi geliştirmek tek kurtuluş yoludur.

Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!

Devrim için ileri; ya sosyalizm ya ölüm!

Kaldıraç

4 Temmuz 2024


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz