Fotoğraf: Gassan Kanafani (1936-1972).

Bir halk baskı ve eziyet altında kalarak travma yaşadığında, edebiyat o halkın ses sahibi olmasını ve benliklerinin güçlenmesini sağlar, yaşanılan travmaya evrensel bir yankı kazandırır. Filistin edebiyatı, hele de onun direniş edebiyatı söz konusu olduğunda bu durum daha da geçerlidir. Filistinli yazarlar da halklarının acılarını ve kederlerini dile dökmeye çalışmış, edebiyat yoluyla umut aşılayan ve estetik açıdan zengin eserleriyle dikkat çekerler.

Nekbe öncesi ve sonrası yitirilmiş vatana duyulan sevgi

Filistin edebiyatı İslam öncesi dönemde de örnekler vermiş Arap edebiyatının bir parçası olarak, Arapçanın ve uzun soluklu edebi üretiminin hikayesiyle irtibat halindedir. Bununla birlikte müstakil Filistin direniş şiirinin ilk ayak sesleri Filistin’deki İngiliz mandası sürecinde (1918-1948) duyulmuştur. Özellikle de 1936-39 devrimi sırasında yazılan bu direniş şiirleri İngilizlerin Filistin halkı üzerinde yarattığı yıkımın yasını tutar. Bu dönemde İbrahim Tukan, Abdurrahim Mahmud ve Ebu Selma el-Kermi gibi şairler yaşamını yitiren Filistinlilerin anısına şiirler yazdılar; o dönem bir Arap yurdu olan Filistin’e doğru ağır ağır gelmekte olan ve birkaç yıl içinde Siyonizm’e dönüşecek tehlikenin yasını tuttular.

İsrail’in tarihi Filistin topraklarının yüzde 78’ini sömürgeleştirdiği ve 1948 Nekbesi (Büyük Felaket) olarak anılan olay, bu tarihten çok daha önce 1930’lu ve 1940’lı yıllarda şairler eliyle tasvir edilmişti. Filistin şiiri Filistin vatanı için yazılıyordu; başkaldırıyordu ve kapıda olduğunu sezdiği tehlikeyi, Filistinlilerin 1948’den sonra yaşayacağı sürgünü, yoksulluğu ve cefayı aktarıyordu.

Direniş

Filistinlilerin 1960’larda Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) eliyle başkaldırışı, Filistin direniş şiirinde bir dönüm noktasını temsil ediyordu. Filistinli şairler artık “İsrail” olarak adlandırılan topraklardan ve mülteci kamplarında sürgün olarak yaşadıkları komşu ülkelerden ses vererek, Filistinlilerin mülksüzleştirilmesine ve İsrail işgaline karşı çıkan direniş dalgasında bütünleştiler.

Bu dönem, 1972’de İsrail tarafından katledilen büyük romancı Gassan Kanafani ve büyük Filistinli şairler Mahmud Derviş, Semih el-Kasım, Fedva Tukan da dahil olmak üzere Filistinli şair ve romancıların dikkate değer şiirleri ve edebi üretimleriyle doludur. Kanafani’nin Güneşteki Adamlar ve Hayfa’ya Dönüş gibi romanları, Filistinli mültecilerin vatanlarına duydukları hasrete ve acılarına dair manzaralar sunar.

Bu yazarlar Filistin edebiyatını devrimcileştirmiş ve vatanlarının sömürgeleştirilmesine karşı çıkan direniş edebiyatına açık katkılar sunmuşlardır. Bu önemli isimlerden özellikle Mahmud Derviş, Filistin’de ve Arap dünyasında Filistin şiirinin en büyük ve popüler sembolü haline gelmiştir.

Yeni sesler

Bu dönem, aynı zamanda Arap edebiyatında edebi biçim ve içerik bakımından yeniliklerin görüldüğü, Beyrut, Bağdat ve Kahire gibi başkentlerdeki yenilikçi hareketlerle de kesişir. Edebiyat, bu hareketlerde ideolojileri ve dogmaları aşarak daha derin estetik ve insani kaygılardan söz açar, kökleri bir yer ve zamanla mukayyet olsa da insanlık durumunun trajik varoluşunu ve koşullarını işler.

Derviş’in yaşadığı Beyrut, 1970’ler ve 1980’lerde Filistin edebiyatının en parlak örneklerinin görüldüğü yerlerden biri haline gelir. Derviş, İsrail’in Beyrut’u bombalamasını konu alan Unutuşun Hafızası (Memory for Forgetfulness) gibi bazı önemli edebî eserlerini FKÖ’nün Beyrut’tan çekilmek zorunda kaldığı 1982’de kaleme almıştır ve Filistinlileri direniş için yüreklendirmiştir:

Parçalanmış bedenlerimiz, adlarımızdır
kuşat delilikle kuşatmanı
gittiler sevdiklerin, gittiler
ya var olacaksın
ya da olmayacaksın.

Derviş, 2008’deki vefatına kadar Filistin edebiyatının zenginliği içinde en güçlü ses oldu ve ardında olağanüstü bir direniş kaydı ve güzellik bıraktı.

Yeni bir kuşak

Modern Filistin edebiyatı kapsayıcı, çeşitliliğe sahip bir edebiyattır. Sadece Filistin’de yaşayanları değil, Arap dünyasındaki ya da Batı’daki diasporayı da kuşatır.

Filistin edebiyatından İngilizceye ve diğer dillere dikkate değer çeviriler yapılmıştır. Murid Bergûsi’nin Ramallah’ı Gördüm (I Saw Ramallah) (1997) ya da Raja Shehadeh’nin 2008 Orwell Ödülü’nü kazanan Filistin Yürüyüşleri (Palestinian Walks) bu çevirilerin birer örneğidir. Ayrıca, son yirmi yılda Filistinli yazarların İngilizce kaleme aldıkları yeni eserler, Filistin’in durumuna sanatsal bağlılıkları sebebiyle de önemlidir.

Bu yeni nesil ve İngilizce yazılmış Filistin kurmacaları arasında Susan Abulhawa’nın Cenin’de Her Sabah (Mornings in Jenin) adlı romanı, Isabella Hammad’ın ilk romanı Parizyen (The Parisian) ve ikinci romanı Enter Ghost yer alıyor. Bu romanlar, tarihi ve modern Filistin’i, vatanlarının ıstırabını duyan insanların toplumsal ve bireysel düzeyde karşılaştıkları zorlukları ele alıyor.

Ben de kendi kitabım Bir Yokluk Haritası: Nekbe Üzerine Filistin Yazıları Antolojisi’nde (A Map of Absence: An Anthology of Palestinian Writing on the Nakba) Filistin edebiyatını, özellikle de Nekbe hakkındaki yazıları ele aldım. Kitap, farklı edebi duyarlılıkları ve yerellikleri temsil eden yaklaşık 50 Filistinli yazarın yazılarını içeriyor.

Bu yazılarda, Filistinlilerin Nakba’dan önceki hayatlarını göstermeye yönelik güçlü bir arzu var. Ghada Karmi bunun iyi bir örneği. Ailesiyle birlikte 1948’de Kudüs’ten çıkarılan Karmi’nin hatıratı Fatıma’nın Peşinde (In Search of Fatima) mülksüzleştirmenin ve sürgünün hesaplanamaz bedeline odaklanan olağanüstü bir kitap.

İbrahim Nasrallah’ın Beyaz Atlar Zamanı (Time of White Horses) ve Celile Kralı’nın Fenerleri (The Lanterns the King of Galilee) adlı romanları da henüz Filistin 1948’de Siyonist güçler tarafından dönülemez biçimde parçalanmadan önce farklı iktidarlar altında, mesela Osmanlı İmparatorluğu ve ondan sonraki İngiliz Mandası döneminde Filistin’de nasıl bir yaşam olduğunu konu ediniyor.

Filistin’de yaşam güvenliydi, topraktan elde edilen hasılat bereket getiriyordu; Hayfa ve Akka gibi güzel Akdeniz şehirlerinde zeytinlerin toplandığı, halka açık konserlerin ve performansların sergilendiği, her mevsimde değişen çeşit çeşit faaliyetlerle zenginleşen kültürel bir hayat vardı. 1948’deki Nekbe tüm bunları değiştirdi. İsrail’in Filistinlilerle ilgili anlatısı, bu halkın sesini, medeniliğini ve eylemliliğini reddeden bir anlatı halini aldı.

Filistin edebiyatı, İsrail işgalinin süreğen baskısı ve giderek artan gaddarlığı karşısında yaratıcılıkları ve yaşama iradeleriyle, şiirleri, romanları, resimleri ve müzikleri aracılığıyla parıldamaya devam eden bir halkın olağanüstü hikayesini betimliyor.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz