Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin diyalog ortağı olduğu Şanghay İşbirliği Örgütünün (ŞİÖ) liderler zirvesine katılan ve Rusya Lideri Putin ile bir görüşme gerçekleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün Washington’da NATO’nun 75. yıl törenine katılacak. 9-11 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilecek NATO liderler zirvesinde Asya-Pasifik’ten Ortadoğu, Doğu Akdeniz ve Karadeniz’e kadar Rusya ve Çin’le egemenlik alanları mücadelesi kapsamında yeni kararların alınması bekleniyor. Bu zirvede, uzunca bir süredir ABD Başkanı Biden ile görüşmek; yeni bölgesel roller kapmak ve Batılı emperyalistlerin finans merkezlerinden yeni krediler almak isteyen Erdoğan iktidarının önüne yeni ödevler konulması da kaçınılmaz görünüyor.

Erdoğan iktidarının ABD-NATO eksenine daha fazla bağlanma yönünde attığı adımlar (İsveç’in NATO üyeliğinin onaylanması ve ABD’nin Türkiye’ye F-16 satışının önündeki engelleri kaldırması, Rusya’ya enerji alanındaki bağımlılığın azaltılması için ExxonMobil ile sıvılaştırılmış doğal gaz anlaşması yapılması vs.) şubat ayında Türkiye’yi ziyaret etmesi beklenen Rusya Lideri Putin’in bu ziyaretini ertelemesine yol açmıştı. Devamında Putin, Erdoğan’ın görüşme talebi için ŞİÖ’yü adres göstererek ABD-NATO ekseninde atılan adımlara karşı bir mesaj verdi.

Astana’da yapılan Erdoğan-Putin zirvesinde beklendiği gibi en önemli gündem maddesi Suriye ile ‘normalleşme’ konusu oldu. Erdoğan, Suriye Lideri Esad ile görüşme konusunda “Davetimiz her an olabilir. Türkiye’de görüşme olması konusunda ise Sayın Putin’in yaklaşımları var” diyerek bu sürecin arkasındaki gücün Putin olduğunu açıkça söylüyor. Erdoğan iktidarı hem Suriye Kürtlerine karşı yeni operasyonlar yapabilmek ve hem de Kalkınma Yolu gibi bölgede yeni manevra arayışları bağlamında Esad yönetimi ile yeniden diplomatik ilişkilerini kurmak istiyor. Rusya ise, Erdoğan iktidarının Suriye ile ‘normalleşmesini’ bölgede NATO ekseninde kendisine karşı atılması muhtemel adımlara karşı bir önlem olarak görüyor.

Bu noktada Putin’in NATO zirvesi öncesinde gerçekleştirilen ŞİÖ toplantısında “Avrasya güvenlik sistemi” kurulması yönündeki önerisini ve bu temelde yaptığı girişimleri de hatırlatmak gerekiyor.

Erdoğan, NATO zirvesi öncesinde ŞİÖ toplantısına katılmayı ve Putin ile yaptığı görüşmeyi ABD-NATO ile pazarlıklarda bir koz olarak kullanmak istiyor. Ancak Batılı emperyalistler ile Rusya-Çin arasındaki gerilim üzerinden 3. Dünya Savaşı senaryolarının tartışıldığı bir dönemde ABD-NATO için Erdoğan’ın Putin’le görüşebiliyor olması değil, Rusya’ya karşı ne kadar adım atabiliyor olması önem taşıyor. Bu bağlamda NATO’nun özellikle Karadeniz ve Ortadoğu’daki varlığı ve etkinliğinin artırılması konusunda Türkiye’nin önüne yeni görevler konulacak.

Mayıs ayında iptal edilen Biden-Erdoğan görüşmesinin bu zirvede yapılıp yapılamayacağı sorusunun yanıtı da büyük oranda Erdoğan iktidarının önüne konacak ödevler konusunda alacağı tutuma bağlı olacak. Erdoğan iktidarı, İran’ı dengelemek başta olmak üzere Ortadoğu’da NATO’dan yeni görevler almak konusunda istekli olsa da ABD emperyalizmi için Karadeniz’de Rusya’yı kuşatmaya yönelik adımların atılması öncelik taşıyor.

Öte yandan ABD, bugün Rusya’nın elini güçlendireceği için Türkiye’nin Suriye ile ‘normalleşmesi’ni de istemiyor. ABD’nin Ortadoğu’daki politikalarından sorumlu diplomatlardan Goldrich, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada “Suriye ile normalleşmeye kesinlikle karşı olduklarını” söylemişti.

Ukrayna ve Gazze, NATO zirvesinin diğer önemli konu başlıkları olacak.

Bu zirvede doğrudan silah “yardımı” dahil NATO’nun Ukrayna’ya “Yardımlarının artırılması” ve Ukrayna’nın NATO üyeliği ile ilgili yol haritasının belirlenmesi bekleniyor ki bu adımların Ukrayna’yı destekleyen Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinde yeni sorunları beraberinde getirmesi de sürpriz olmayacaktır.

Gazze’de ise ABD ve NATO açık bir şekilde İsrail soykırımcılığının yanında yer aldı. Erdoğan iktidarı da lafın ötesinde bu politikaya karşı açık bir tutum almadı, alamadı. Bölgede İran yanlısı milis güçlerle ve özellikle deniz ticareti bakımından önemli geçitlerden biri olan Babülmendep’te İran yanlısı Husilerle yaşanan çatışmalardan sonra şimdi NATO’nun Ortadoğu’daki varlığının güçlendirilmesi tartışılıyor. Erdoğan iktidarının da yeni roller kapmak istediği NATO’nun Ortadoğu’daki varlığıyla ilgili söylenebilecek ilk şey, bu varlığın öncelikle İsrail saldırganlığının desteklenmesi ve İsrail’in “güvenliği”nin sağlanması olarak anlam kazanacağıdır.

Bütün bu gelişmeler üzerinden bugün başlayan NATO liderler zirvesini, her fırsatta NATO’ya bağlılığını dile getiren ve Türkiye’nin NATO içindeki önemine vurgu yapan Erdoğan iktidarının aslına rücu zirvesi olarak değerlendirmek gerekiyor. Çünkü manevra girişimleri Batılı emperyalistler ve NATO’nun duvarına çarptıkça Erdoğan iktidarı da bu güçlerin istediği biçim ve yerde daha fazla hizalanıyor. İktidarın ve kader birliği yaptığı sermaye güçlerinin kendi bekası için sürdürdüğü bu politika, kuşkusuz Türkiye ve bölge halkları için tehdidi büyütüyor; iş birlikçi gericiliğe ve emperyalizme karşı birleşik mücadeleyi daha yakıcı hale getiriyor.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz