2024’ün nisan ayı, artık her yeni ay gibi, savaş konusunda yeni gelişmelerin ortaya çıktığı bir ay oldu. Artık her ay böylesi gelişmeleri göreceğimizi düşünmeliyiz. Belki de bu aylık periyotlar, haftalık periyotlara dönüşecek, dönüşüyor. Bu nedenle, bizim gibi aylık dergiler için yazılan bir makale, dergi daha çıkmadan, yeni gelişmelerin de eklenmesine ihtiyaç duyuyor.

Bugün savaşın sıcak biçimler aldığı belli coğrafyalar ya da noktalar var. Hepimiz sayabiliriz ama özet faydalı olur. Biri Ukrayna’dır. Orada savaş sürüyor. Neonazi taburları eli ile Ukrayna rejiminin kukla olarak ABD ve NATO adına yaptığı işler, hiç aralıksız sürüyor. İkincisi Suriye’dir ve bu savaş, tüm Ortadoğu çapında sürmektedir. İsrail’in Filistin soykırımı, savaşı sadece Suriye savaşı olmaktan, açık biçimde çıkartmıştır. Soykırım saldırıları, tüm dünyanın gözünün önünde en vahşi biçimleri ile yaşanıyor. Ukrayna’daki rejim, İsrail devletinin uygulamaları, aslında savaşın ne denli vahşice yürütüldüğünün de kanıtlarıdır. Her iki yerde de, savaşın artık bir uluslararası hukuk diye derdinin kalmadığını göstermektedir. Üçüncüsü Tayvan’dır. Tayvan’da, Çin’e karşı savaş kundaklanmaktadır. ABD ve NATO bu savaşı, Filipinler, Avustralya, Japonya ve başka katabileceği diğer ülkeler aracılığı ile kundaklamaktadır. Dördüncü alan Balkanlardır. Burada Kosova, Hırvatistan, Sırbistan, yani eski Yugoslavya sahası sürekli yüksek gerilimle yaşamaktadır. Beşinci alan, bugün alevlenmesi yeniden yükselmemiş olsa da Libya’dır. Aslında Afrika’daki savaşın odak noktalarından biridir. Altıncısı Kafkaslardır ve burada Ermeni-Azeri çatışması sürekli olarak körüklenmektedir. ABD ve Fransa, Ermenistan’ı Rusya’ya karşı yeni bir cephe hâline getirmek istemektedir.

Tüm bu savaşlarda, insanlar vahşice öldürülüyorlar ve bu gerçekleşirken, her insan ölümünde insanlık da ağır yaralar alıyor. Savaşın analar, kadınlar ve çocuklar için her zaman anlamı daha farklıdır. Ve bugün, bu kural tanımaz vahşi egemenlik ve paylaşım savaşı, kadın ve çocuk ayrımını tamamen ortadan kaldıran soykırımlarla sürüyor. Ömrünü çoktan doldurmuş bir sistem olarak kapitalizm, daha çok kâr, daha çok yağma uğruna, soykırımları sahneye koyuyor ve onların büyük propaganda makinaları İsrail’in kendini koruma hakkından söz edebiliyor ya da Rusya’da konser salonunu kana bulayanları gizli ve açık yollarla destekliyor. Uyuşturucu müptelaları, katiller, tecavüzcüler, gözü dönmüş serseriler, ipsiz sapsız lumpenler, başlarına birer general, birer istihbaratçı, birer gazeteci, birer psikolog konularak devletler eli ile örgütleniyor ve her seferinde daha vahşice saldırganlıklar sergiliyorlar.

Tüm bu noktalarda savaşı kundaklayan ABD ve Batı emperyalist güçleri, onların savaş örgütü NATO’dur. Yoksa, bunlar kendiliğinden ortaya çıkan gerilimler, savaş görünümleri falan değildir. Eğer ABD’nin rolünü unutursanız, yanılırsınız.

Biz, Filistin’e karşı İsrail saldırısı öncesinde, iki noktanın savaş cepheleri olarak öne çıkartılacağını düşünüyorduk; biri, İran’a karşı savaş ve diğeri de Tayvan üzerinden Çin’e karşı savaş idi. Bu iki noktadan ABD’nin yeni kundaklamalar peşinde olduğunu düşünüyorduk.

2023’ün ekim ayında, Filistin’e karşı İsrail’in soykırımı ortaya çıkınca, Ortadoğu daha öne çıktı. Ama bu durum aynı zamanda, İran’a karşı doğrudan saldırıyı biraz olsun geri itti. Gördüğümüz bu idi.

İran’a karşı savaş planları, İsrail, Türkiye, yukarıdan Kafkasya’dan cephe açılması vb. biçiminde planlandığı anlaşılmaktaydı. Bu açıdan Afganistan da bu savaşa dâhil edilmekteydi ve Türkiye, Irak Kürdistanı’nda NATO desteği ile yerleşerek, İran’a karşı cephe hazırlıkları yapmaktaydı.

Bunların tümü geçerli olsa da, Filistin meselesi, İsrail’in uyguladığı soykırım nedeni ile bölge halklarının İsrail’e tepkisi gelişmeye başladı ve bu durum, mesela TC devletinin, açıktan İran’a karşı harekete geçmesini engelleyici bir durum yarattı. Bölge ülkeleri, İran’a karşı İsrail ile birlikte savaşmak isteyenleri de dâhil, kendi durumlarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalıyorlar, kalacaklar da. Samimi olduklarından değil, halkların tepkisi arttığı için, arkalarını kollamak amacıyla böyle davranıyorlar.

Bu noktada Batı emperyalist güçleri, bir adım geri çekilmeyi uygun gördüler. Bu nedenle, İsrail’i desteklerken, aynı zamanda onu biraz daha yavaşlatmak istediler. Tüm Avrupa, maskelerini indirdi ve Filistin soykırımını alkışlamakla kalmadı, İsrail’i protesto eden, Filistin’e destek veren gösteri eylemlerine karşı da şiddetli müdahalelere başladılar. İkiyüzlülük, her şeyi ile net bir biçimde ortaya çıktı. ABD, İran’a karşı savaşı, daha ileri bir tarihe atmaya yönelirken, İsrail bu savaşı öne çekmeye hevesli tutumlar aldı. İsrail, özetle, yapılmış olan planı (ABD, İngiltere ve İsrail tarafından yapılmış ve şimdi bir NATO planı hâline gelmiş olan planı) uygulamak istiyordu ama ABD, bunun için biraz daha uygun koşullar peşinde gibidir. Bu, savaşın zamanlamasını uzatıyor. Oysa İsrail bu noktada durursa, Netanyahu iktidarı kaybedecektir ve elbette savaş, İsrail halkından da gelen tepkilerle zorlaşacaktır. Bu, NATO cephesinde ya da daha özel söylersek İsrail-ABD ve İngiltere cephesinde, konum farkından kaynaklanan bir çelişik hâldir.

İsrail rejimi, TC devletine oldukça benzerlikler gösteren bir yapılanma içine girmiştir ve dini azgınca kullanmaktadır. Neonazi uygulamalar, sadece Filistin’de soykırım şeklinde ortaya çıkmıyor, aynı anda içeride halkın artan ve 2 yıla yakın süredir devam eden protestolarına karşı da azgınca saldırılarda da ortaya çıkıyor.

İsrail, bu konudaki azgınlığına devam etti ve Suriye’de, İran konsolosluğuna saldırdı. Saldırıda İran, bazı üst düzey komutanlarını kaybetti. Nisan ayının en kritik gelişmeleri böyle başladı.

Böylece İsrail, aslında doğrudan İran’a saldırmış oldu.

İran, nisan ayında bu saldırıya yanıt verdi.

Bu süreç, oldukça yüksek bir gerilim ortaya çıkardı. Batı, İsrail’in yanında olduğunu hemen ilan etti.

İran, mümkün olduğunca düşük yoğunluklu bir yanıt versin diye epeyce diplomasi yürütülmüşe benziyor. ABD, bu saldırıyı “ölçülü” olması koşulu ile kabul edilir bulacağını ifade etmenin yollarını buldu. Bir yandan açıkça İsrail’e desteklerini ilan ederlerken, diğer yandan, durumun da farkında olduklarını ifade ettiler.

İran, saldırı tarihini açıkça ilan etti. Kamikaze dronlar, seyir füzeleri ve balistik füzelerle, aslında İsrail’in hava savunmasını kırabileceğini göstermek isterken, aynı anda süpersonik 7 füze ile, İsrail’in en önemli üssünü vurdu. İsrail kayıplarını gizlemek zorunda kaldı. İran kaynakları, galiba bu doğru, 7 süpersonik füzenin, İsrail hava üssünü vurduğunu ve 44 asker-MOSSAD ajanının öldüğünü duyurdu. Bunların kaçının asker, kaçının ajan olduğu bilinmiyor olmalı, açıklanmadı. Bu arada ise, bir sivilin yaralanması dışında sivil kayıpları olmadığı anlaşılıyor. İsrail tarafı ise, yaralanan bir sivil dışında kayıplarının olmadığını ilan etti, ediyor.

Ardından, İsrail, etkisiz ve karşı yanıt gerektirmeyen bir saldırı yaptığını ilan etti.

Nisanın sonlarına geldiğimizde, tansiyon düşmese de, yükselme eğilimini geride bırakmış durumdaydı. ABD, İsrail’in yapacağı yeni saldırıyı desteklemeyeceğini ilan etti.

Aslında, bir adım ileri, bir adım geri şeklinde, savaşın boyutlandığını söylemek mümkündür. Yani savaş geri düşmüyor, tersine daha da derinlik kazanıyor. Ama savaşın ateşinin yandığı, yukarıda sayılan altı noktada savaş yeniden alevlenecektir.

Nihayetinde ABD ve NATO, Batı emperyalistleri, savaş politikalarından geri çekilmeyecektir. ABD, hegemonyasını kaybetmeyi göze alıp, geri çekilmeyecek gibi görünmektedir. Dahası, kapitalist emperyalist sistem, savaş politikalarını daha da ilerletmek dışında bir seçeneği kabul etmeyecektir. Çünkü ABD’nin geri çekilmesi, hegemonyasını kaybettiğini kabul etmesi demek olacaktır ve bunu kabul etmeyeceğini her yolla ifade etmektedir. Avrupa, doğrudan iradesini ABD’ye teslim etmiştir. Bu durumda Avrupa’dan anlamlı bir karşı çıkış hamlesi beklemek, biraz olsun boşuna beklemek demektir.

Bu durumda, Ortadoğu’da savaş soğumayacaktır. İran’a karşı saldırı planları, daha itina ile devam ettirilecektir. Bu alanda, TC devletini devreye sokacak yollar döşenecektir. Zaten TC devleti, Kürt hareketine karşı saldırılar için, bu durumu fırsat olarak görmektedir. Irak Kürdistanı’nda TC devleti, kesinlikle NATO emirlerine uygun olarak, İran’a karşı savaş hazırlığı içindedir. Elbette TC devleti için Kürtlere katliam politikalarını dayatma fırsatları, en büyük olanak olarak görünmektedir. Meselenin İran yönü, daha çok ABD emridir, NATO planıdır.

Ve elbette Kafkaslar, daha ciddi biçimde ele alınmaktadır. Bunun işaretleri vardır. ABD’nin Ermenistan’da sınırlı da olsa askerî faaliyetleri bunun kanıtıdır. Bu noktada Çin ve Rusya’nın tutumları da biliniyor. Her ikisi de İsrail’in saldırılarını kınamaktadır. İsrail, Rusya’nın İran’ın saldırısını kınamadığını söylediğinde, Rusya, Zaharova’nın sözleri ile, “İsrail’in Ukrayna saldırganlığını kınadığını hatırlamıyoruz” yanıtını vermiştir. Böylece, Ukrayna konusundaki tutumunun da bilindiği söylenmiş olmuştur.

Diğer yandan, TC devletinin İran’a karşı harekete geçebilmesinin olanakları da daralmıştır. Bundan vazgeçtikleri anlamında değil. Daha çok bunun psikolojik zemini kaybolmaktadır anlamında. TC devletinin burada ABD’nin emirleri dışında bir tutum alması mümkün değildir. İsrail’in Filistin soykırımı sürerken, içeride TC devletinin İsrail ile birlikte hareket edebilme olanakları zora girmektedir, hepsi budur. Yoksa soykırımcı İsrail ile ticaretin, askerî ilişkilerin sürüyor olması, zaten TC devletinin tutumu konusunda bir kanıttır. Ama yine de TC devleti, bugün, İran’a karşı İsrail cephesinde yer almakta bazı güçlüklerle karşı karşıyadır. Ülkemizde halk, böylesi bir savaştan yana değildir. Zaten bu nedenle, İsrail ile ticarete bazı sınırlamalar getirilmektedir. Erdoğan, hiç utanmadan, onca ticari ilişkiden sonra, şimdi sanki bir işmiş gibi ticareti sınırlamaktan söz etmektedir. Buyursunlar, ciddi iseler Malatya’da Kürecik’i kapatsınlar, İsrail uçaklarının Türkiye sahasında tatbikat ve eğitim yapmasını yasaklasınlar, İsrail ile askerî ve ticari tüm ilişkileri kessinler. Samimi değildirler, sadece İsrail ile İran’a karşı savaş için bazı zorluklar ortaya çıkmıştır. Bu da zaman demektir. Erdoğan’ın 9 Mayıs’ta Biden ile görüşmesi, bu açıdan bir yeni rotanın çizilmesi de demek olacaktır.

İran’ın İsrail’e yanıtı, aslında, birkaç şeyi göstermiştir: İlk olarak İsrail’in füze savunma sisteminin aslında rahatlıkla delinebileceğini göstermiştir. Üstelik aynı anda Hizbullah ve diğer güçler saldırmamıştır. İkincisi, süpersonik füzelerle etkili, uzaktan bir saldırı yapılabilecek kapasitede olduğunu göstermiştir. Üçüncüsü, İran’ın İsrail’in neresini vuracağı konusunda da bir bilgisi vardır. Bu en net olarak, sivil kayıplar olmadan gerçekleştirilen saldırı ile ortaya konmuştur. Ve doğrusu, İsrail’in Filistin’de sahneye koyduğu soykırım planlarını birkaç günlüğüne gündemden düşürmeyi başarmıştır.

ABD, bu arada elbette boş durmayacaktır.

Ukrayna’da daha saldırgan bir politika güdecekleri açıktır. Moskova’da bir AVM’ye gerçekleştirilen saldırılar gibi saldırıların da buna ekleneceği açıktır. Bunu deneyeceklerdir. Ve elbette Ukrayna’ya yeni silahların sevki de sürecektir.

Ama öyle anlaşılıyor ki ABD, NATO, Tayvan üzerinden yeni cepheler açmaya niyetli gibidir. Bunu deneyecektir. Elbette bu doğrudan Çin’e karşı bir hamledir ve bu konudan geri durmayacağı açıktır. ABD, Rusya’ya nasıl bir Ukrayna cephesi açmış ise, aynı biçimde Çin’e bir Tayvan cephesi açmak dışında yol görmemektedir. Şimdi mesele, Filipinler vb. eli ile bir hamle yapma ile, doğrudan kendisinin devreye girmesi arasında bir yol bulma meselesidir. ABD, Japonya, Filipinler ve bölge ülkeleri eli ile bir savaşı kundaklama niyetindedir. Kendisi de, İsrail için aldığı koruma pozisyonunu almayı hedeflemektedir.

Elbette biz, tüm bunların askerî açıdan nasıl organize edileceğini bilmekten uzaktayız. Ama nihayetinde bu da önemli değildir. Bu, doğrudan askerî-ekonomik-siyasi açıdan güçler dengesine bağlı olarak ele alacakları bir konudur. Ama bizi ilgilendiren konu, esas olarak, ABD ve NATO’nun, Batılı güçlerin savaşı kundaklamaktan geri durmayacakları konusudur. Burası nettir.

Sadece ABD değil ama başta ABD olmak üzere tüm emperyalist Batı, savaş dışında bir yol ve seçenek ortaya koymaktan uzaktır. Savaş, kapitalist sistemin ayakta durması için tek yol olarak görülmektedir. Örgütlenmesi de buna uygun yapılmaktadır. Savaş, uluslararası sermayenin ayakta kalmak, kârlarını artırmak için tek seçenekleridir. Bu, hem tek tek bu ülkelerde savaş sanayiinin geliştirilmesi hem de her ülkede iç savaş örgütlenmesinin geliştirilmesi demektir.

Bu nedenle, Avrupa’nın tüm ülkelerinin, İngiltere ve ABD de dâhil, Neonazi örgütlenmeleri pazara sürmeleri de demektir. Bunu zaten yapmaktadırlar ve bunun daha da boyutlanacağı açıktır. Fransa mesela Rothschild ailesinin kontrolüne girmiş gibidir. Fransa, kendi parlamentosunu bypass ederek yasalar çıkartmaktadır. Almanya, ilkokullarda savaş hazırlıkları yürütmektedir. Bu savaş hazırlıkları geçici değildir. Yani, hiç kimse, tüm bu hazırlıkların, savaş olmaksızın sona ereceğini, birdenbire duracağını düşünmemelidir. Bu, sistemi, savaş denilen şeyi, emperyalist egemenliğin ne demek olduğunu anlamamak da demek olur.

Elbette bu savaş durdurulabilir. Ama hiçbir burjuva devlet, bu savaşı durduracak durumda değildir. Bu savaşı durdurabilecek tek gerçek güç, dünya proletaryasının ayağa kalkmasıdır. Sisteme karşı isyan olmadan, dünya proletaryası ayağa kalkmadan savaşı durdurmak mümkün değildir. Kadınlar, analar, savaşı istememekle yetinemez, savaşı durdurmak için, sistemi yıkmak için bizzat savaşa katılmak zorundadırlar.

Savaş, aynı zamanda sistemin tüm yönleri ile gerçek yüzünü görmek konusunda halklara, işçi sınıfına olanaklar sunacaktır, sunmaktadır. İşçi sınıfı, tüm yeryüzünde, savaşı, kendi egemenlerine karşı bir iç savaş olarak örgütlemek, öyle görmek zorundadır.

Bunun dışında savaşı önlemenin, savaşın yıkımlarını önlemenin bir başka yolu yoktur.

Evet, bugün işçi sınıfı, dünya çapında yeterli örgütlülüğe sahip değildir. Ancak, tarihin hızlı aktığı dönemlerde zaman kavramı da farklı işler. Dünya proletaryası, yeniden ayağa kalkacak tarihsel birikime sahiptir. Bunun için hem yeterince deneyim vardır hem de bilim bu konuda yol göstermektedir. Başka da bir çıkış yolu yoktur.

Bugün Ortadoğu’da yoğunlaşan savaş bulutları, yarın başka yerlerde yoğunlaşacaktır. ABD ve NATO var oldukça, bu devam edecektir. Öyle ise, bir papaz gibi, bir din adamı gibi, dua eder gibi barıştan söz etmek yerine, işçi sınıfı, sisteme karşı büyük savaşa hazırlanmak zorundadır.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz