Kadıköy’ün görece pahalı semti Moda’da, üst üste kentsel dönüşüm kararları geliyor. Hemen her gün birkaç binaya yıkım izni çıkıyor. Bölge riskli, binalar eski. Dönüşüm şart kesinlikle. Ama bugüne kadar pek yaprak kımıldamazken, bariz bir yoğunluk var. Yeni yasa işleri hızlandırdı. Kararlar kolay alınıyor. Mesela üç dairesi olan birisinin oyu diğerlerinin itirazını susturmaya, kiracıları çıkarmaya yetti. En önemlisi imarın cazibesi artırıldı. Uzun süredir geliri eriyen az çok mülk sahibi orta-üst sınıflar için kentsel dönüşüm, ellerindeki varlığı değerlendirmek için de bir fırsat. Evler lüksleşecek. Düşük gelirli kiracı, yerini parası olana terk edecek.

Son derece haklı bir can korkusuyla, anlaşılır bir mülk kaygısı iç içe yani.

Bu karışım Recep Tayyip Erdoğan’ın arzuladığı durumun ta kendisi aslında. Seçimi hesaba katarak imar siyasetini deprem korkusuyla güdüyor çünkü. Barınma sorununa dair en ufak plan içermeyen bir ‘inşaat kaosunu’ kente salmak istiyor. Bildik propaganda tekniğini uyguluyor yine. Hakikati eğip büküyor, rakamları abartıyor, nedenle sonucu yer değiştiriyor. Olanı olmamış, olmuşu yapılmamış gösteriyor. Zihinleri bulandırıyor. Deprem korkusunu bir ‘şok doktrinine’ çevirmeye çabalıyor. Yeter ki herkes inşaata bulaşsın, aynı kadere ortak olsun. O vakit elindeki devlet gücü de siyasi karşılığını bulacaktır.

Seçim arifesinde Moda’da yaşanan hareketlilik, 2012’de afet yasası çıkar çıkmaz başlayan Bağdat Caddesi’nin dönüşümünü hatırlattı bir an. Erdoğan’ın mucize eli 4-5 katlı binaları, 10-15 kata çıkarmıştı. Oysa aynı dokunuş Tarlabaşı’nda, Fikirtepe’de mülkiyet sahipliğini değiştirdi. Birer oy deposu olarak Esenyurt’u, Başakşehir’i, Arnavutköy’ü betonla donatıp büyüttü. Ormana sızıp Beykoz’da lüks villa diken de Kartal’da iptidai yapı konduran da aynı elden çıkmış imar iznine hevesle sarılırken, Tozkoparan’da tahliye için kapılar kırılıyordu. Zeytinburnu’nda araç geçerken bile titreyen binalara rağmen gidip üzerinde insan yaşamayan Ambarlar’ı, Suudi’ler için kentsel dönüşüme soktular.

İktidarın deprem tedbiri, imar rantının cazip olduğu yerde bir imtiyaza, yoksul bir mahallede zorbalığa, bir kamu arazisinde siyasetçi-müteahhit fırsatçılığına, bir başka ilçede oy getiren TOKİ propagandasına bürünüyor.

Erdoğan’ın imar siyasetinin gayesi bu işte. Neresinin, niye yıkıldığının, yerine ne yapılacağının, hangisinin deprem tedbiri, hangisinin fırsatçılık olduğunun karıştığı bir ‘inşaat kaosu’… İstanbul üzerine planlı, programlı, öncelikleri olan bir kamusal siyasetin geliştirilmesine, hatta düşünülmesine bile fırsat verilmek istenmiyor. Dolayısıyla ayrım yapmaksızın kentin her noktasında derhal inşaatların başlaması önemli. Zira, muhalefetin söz söyleyemeyeceği şekilde depremi de ‘siyaset üstü’ kılmak ve Erdoğan’ın tekeline vermek esas amaç.

Bütün gerçek TBMM’nin 2 raporunda var

Fakat apaçık bir gerçek duruyor ortada: Bunları 21 yıllık iktidar söylüyor. Peki bugüne değin ne yaptı?

Yanıt için iki resmi raporu okumak yeterli. TBMM’nin 6 Şubat depremleri sonrasında hazırladığı çalışmaya göre, 2012’de kentsel dönüşüm yasası çıkarıldıktan sonra tüm Türkiye’de sadece 238 bin bina yenilendi. Anlamı ne bunun? Dönüp iki yıl önce, İzmir depremi sonrasında yine TBMM’nin hazırladığı başka bir çalışmaya bakalım. Orada 10 milyon civarında olan yapı stokunun, 6-7 milyonunun riskli olduğu yazılı. Matematik belli: 11 yılda riskli yapıların yalnızca yüzde 3-4’üne müdahale edilmiş. Bile isteye felakete davetiye çıkarmışlar. Fakat AKP bu, duru mu. İki kere de imar affı iliştirmiş ucuna.

Öyleyse “depreme hazırlanıyoruz” diye ortalığa saldıkları hafriyat kamyonu sürüsü bunca yıl kimlerin hesabına çalıştı?

İstanbul Planlama Ajansı’nın hazırladığı rapora göre, İstanbul’daki 130 büyük inşaat projesinden 85 milyar dolarlık rant elde edildi. Durumu farklı bir hesapla daha özetleyelim. 11 yılda İstanbul’da kentsel dönüşüme sokulan bina oranı yüzde 13’ken, buralardan elde edilen yeni bağımsız bölüm sayısı yüzde 85 arttı. Elde edilen o fazlalık, müteahhit-siyasetçi-bürokratlardan oluşan inşaat oligarşisine aktı. Kamu arazilerini önce rezerv yapı alanı ilan edip, sonra TOKİ ve Emlak GYO aracılığıyla lüks konut için inşaatçılara pazarlamaktan elde edilen rantı hesaplayamıyoruz bile. Murat Kurum döneminde Emlak GYO’nun İstanbul’da son birkaç yılda 180 milyar liralık gelir sağlayacak projeler için yandaş müteahhitlerle anlaşmalar imzaladığı kurumun faaliyet raporunda yazılı.

Bütün bunların sonucunda İnşaat Mühendisleri Odası’nın, bina maliyetini dikkate alarak yaptığı bir hesap ise bize, AKP’nin memlekete yaptığı kötülüğün boyutlarını göstermeye yetiyor: 85 milyar dolar, İstanbul’da risk önceliği bulunan 600 bin binanın tamamının güvenli hale getirilmesi için gerekli finansmanın birkaç katı!

Yani 130 projede cebe attıkları parayla bile deprem riski, vatandaşa yük olmadan giderilebilirdi. Yapmadılar. Bunun yerine riski ranta tahvil edip zenginleştiler.

2019’a kadar İstanbul’u güvenli kıldıklarını söyleyenler, inşaat yapmak için harita üzerinde fay hattını bile kaydıranlar, bugün çıkıp neredeyse her evden fay geçiriyorlar. Deprem bilimi yokmuşçasına, sanki hiç çalışma yapılmamışçasına, TOKİ müteahhitleriyle oturup projeler hazırlıyorlar. Öncelik verilmesi gereken bölgeleri anlatmaya çabalayan bilim insanlarının laflarını kesip kırpıp, ‘kıyamet kehanetine’ çeviriyorlar. Mimar, şehir plancısı, inşaat mühendisi odalarını düşmanlaştırıyor, “500 bin konut oraya, 500 bin buraya dikeceğiz” türü ne idüğü belirsizliği bir fikri çözüm diye sunuyorlar.

Yerel seçim de yaklaşırken, imar rantını deprem korkusuna bulayıp zehirli bir iksir gibi ha bire insanların üzerine boca ediyorlar. İstiyorlar ki, devir daim makinesi bir kez daha olanca gücüyle işlesin, yeniden ve yeniden rant üretmeye devam etsin.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz