Bugün, bu saatte bu içerikte bir yazıyı yazma zorunluluğu hissetmeyi nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum.

Bir yıl oldu…

“Ortak, iyi geceler uyandırdım kusura bakma, haberlere bakar mısın?” diye bilmem kaç telefon görüşmesi yapışımızın üzerinden bir yıl geçmiş olacak birkaç saat sonra.

Devamı biraz çorap söküğü gibi geldi. İnsan düşününce bazen hayret de ediyor gerçekten; sanki pazara gitmeden önce buzdolabına yapıştırılmış not kâğıdındaki yapılacaklar listesini işaretler gibi bir akış. “Tanıdıklara ulaşmaya çalışalım ama şarjlarını bitirecek kadar zorlamayalım”, “büroyu açık tutalım”, “kalkıp gitmeyi organize edelim”, “burada kalanlarla yapılacakları belirleyelim”, “eylem yapmak lazım”… Bundan fazla örneği buraya yazmak lüzumsuz, okuyucu üç noktayı dilediği gibi doldurabilir.

Öğrenmenin, öğrenilenin eyleme yansımasıyla ölçüldüğünü düşünenlerdenim.

Birbirinden haberli/habersiz milyonlarca insanın refleksinin dayanışma göstermek olmasının devlet ile kitleler arasındaki zayıflayan bağın bir yansıması olduğunu, daha önce yaşanan onlarca örnekle beraber yığınların biraz da “iş başa düştü”yle karışık, “yara kimdeyse merhem ondadır”ı öğrenmesinin göstergesi olduğunu söylemek abartı olmaz.

Örgütlü insan ile örgütsüz yığınları birbirinden ayıran onlarca şey vardır. Yığınlar “öğrenirken”, örgütlü insan “bilir.” Öğreten en çok öğrenen olmalıdır derler. Bu bilme hâli, yığınlardan öğrenmeyle birleştirilince hep bir adım daha ilerde olmak, yol açmak, yol bulmak kolaylaşır. Üstelik bir devrimci, yığınlardan farklı olarak işi yol açmak, yol bulmak olan muazzam bir araca sahiptir; devrimci örgüt.

Bundan sonrası çeşitli kabullere dayanacak. Bu kabullere katılmayanlar için yazının devamı çok anlam ifade etmeyebilir.

1- Bu devlet halk düşmanıdır. Tek zerre halk yararına hiçbir şey beklenemez.

2- Devrim, var olan burjuva devlet mekanizmasını parçalamayı hedefler.

3- Devrimcinin görevi, devrim yapmaktır.

Bundan 10-15 sene önce “sloganlar devrim programının en özlü ifadesidir” diyerek birbirleriyle kendi örgütünün sloganlarını saatlerce, günlerce tartışıyordu devrimciler.

Bu temel doğruları kabul ediyorsanız, hadi çıtayı biraz daha düşüreyim bu temel doğruları söylemlerinizde kullanıyorsanız, doğal olarak bunların altını eyleminizle doldurmanız bekleniyor.

Bu temel kabulleri, bugünün muhtemelen en fazla kullanılacak sloganıyla birleştirelim.

  1. a) Unutmayacağız

Mayıs 2023 seçimlerinde solun çoğunluğunun aldığı tutumu buraya uzun uzun yazmayacağım. Ancak “unutmama” hâlinin de eyleme yansıması olmalıdır, üstelik eğer toplumu dönüştürme iddianız var ise salt kendi unutmamanızla yetinemezsiniz. Toplumun tamamının unutmayacağı eylemleri örgütleme sorumluluğunuz olur.

Bu 6 Şubat süreci, bunun kötü bir göstergesi olmuş, geçen sene “demokrasi şöleni”yle gömülen insanlarımızın üstüne bugün de yerel seçim toprağı atılmıştır. Bu öylesine bir hâl almıştır ki geçen sene depremin ilk haftası tepkiler nedeniyle liberal gazete Oksijen’e özür dileten, neredeyse yayınladıkları sayıyı toplatacak hâle getiren fotoğraf bugün sol yapılar tarafından “unutmayacağız” başlığıyla paylaşılmıştır. Bu çürümedir.

  1. b) Affetmeyeceğiz, hesabını soracağız

“Anayasayı tağyir, tebdil ve ilga” suçunun onur sayılmasından elinde 82 Anayasası ile eylem yapmaya evrilen politik atmosfer ve ideolojik bulanıklıkta elbette buna da bir dizi örnek vermek mümkün. Ancak üzüm yemek istiyorum, şimdilik.

99 dâhil hiçbir depremden sonra kamu görevlilerinin yargılanmadığı biliniyorsa, 6 Şubat katliamından sonra suçlularının yargılanmasının ancak bizim elimizde olduğu da bilinebilir. Yani bunu AYM’ye havale edemezsiniz.

Ama mesela şunları yapmayı önümüze koyabilirdik:

– 6 Şubat genel grev, genel direniş günü ilan edilirdi.

– 2-3-4 Şubat günleri tüm ülkede meydanlarda kitlesel mitingler, yürüyüşler organize edilirdi.

– 5 Şubat günü her yerden yola çıkılarak, yollarda olan herkesin 04.17’de olduğu yerde durup ortak açıklamayı okuduğu, 6 Şubat günü, bugün depremden bahsetmemizi sağlayan bir mücadeleyi bir yıldır veren Antakya halkıyla buluşulabilirdi.

– Kürsüsünü adalet arayan ailelerden mahalle afet gönüllülerine, deprem dayanışma koordinasyonlarından 1 yıldır bölgede yeni yaşamı örmeye çalışan demokratik kitle örgütlerine, hesap sormak isteyenlerin kullandığı merkezî kitlesel bir hesap sorma mitingini örgütleyebilirdik.

Bu 6 Şubat’ta toplumsal direnişin özneleri bir araya gelerek, önüne bu gündemleri koyarak çalışmaktan ve acıyı öfkeye, hüznü isyana dönüştürecek bir toplumsal hareketi yaratma fırsatını kaçırmıştır.

Ancak perde kapanmış değildir. Önümüzde uzun soluklu bir mücadele durmaktadır.

Aslolan devrimin gündemidir.

6 Şubat 2024, 02.57


Not: Bu yazı yazıldığında yıldönümü eylemlerinin büyük çoğunluğu başlamamıştı. ”4’lü”nün Beşiktaş Meydanı’ndaki saati neredeyse kimse gelemesin diye belirlenmiş eylemi yapılmamıştı. On binlerce Antakyalı “Katil devlet hesap verecek” sloganıyla yürürken, bu sloganı attı diye devrimciler DİSK temsilcisi tarafından polise hedef gösterilmemişti.

Biz eşyayı adıyla çağırırız. Dün yaşananlar Arat Dink’in o 2010 yılında yazdığı yazıyı anımsattı;

“Diyorlar ki ‘devlete katil deme’, ‘dedirtmem’. ‘Ben devletim’ diyen katilleri çıkar ortaya, onlara ‘sen devlet değilsin’ de önce, sonra beni tashih edersin.

“Diyorlar ki ‘devlete katil deme.’

“Olur.

“Seri Katil.”


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz