TCMB Başkanı Hafize Gaye Erkan geçenlerde havuz medyasında görev yapan bir şahsın (ben onlara gazeteci diyemiyorum) önerisini kabul ederek uzun bir röportaj verdi.

Röportajın hemen ardından da bir dizi eleştiri geldi. Sade suya tirit eleştirilerdi bunlar. Kimileri kalkıp hanımefendinin “İstanbul’da ev kiraları çok pahalı” demesini eleştirdi örneğin. Yıllık geliri ve geçmiş yıllardaki kazançları döküldü ortaya ve bu gelir düzeyindeki bir kişinin ev kiralarının yüksekliğinden şikâyet etmesi alay konusu oldu ya da daha ciddi eleştirilerde “ülkedeki gelir dağılımı eşitsizliği”ne gönderme yapıldı hanımefendinin geliri üzerinden.

Yukarıda da belirttiğim gibi sade suya tirit bu eleştiriler. Hatta magazin eleştirisi bile denilebilir. Bir parça okuma yazması olup da dünyada olup biteni izleme merakı olan herkes dünyanın her yerinde “Merkez Bankası Başkanı” unvanına sahip olan kişinin bulunduğu ülkede en yüksek geliri olan bürokratlardan biri olduğunu bilir ve bunu bir tartışma konusu yapmaz. Öte yandan hanımefendinin ABD’de bulunduğu süre zarfında elde ettiği iddia edilen gelirlerin de abartılı olduğunu düşünüyorum. Bahse konu ülkede onun pozisyonunda görev yapanlar sosyal medyada ifade edilen gelirlerin dörtte birine çalışırlar çünkü.

Her neyse, yazının amacı Hafize Hanım’ın gelirini tartışmak değil, işgal ettiği koltuğun gerektirdiğini yapıp yapmadığını irdelemek. Röportajı ben bu açıdan değerlendirdim.

Şuradan başlayalım öncelikle:

Bir Merkez Bankası Başkanı her şeyden önce görüşlerini ve yakın gelecekte izleyeceği yol haritasını tüm ilgililerin aynı anda bilgileneceği bir yol izleyerek açıklamak zorundadır. Bunun yolu da basın toplantısı yapmak ya da basın bildirisi yayınlamaktan geçer. Hanımefendi sermaye gruplarından birinin sahibi olduğu bir gazetede görüşlerini ve izleyeceği yol haritasını açıklamış ve beyan ettiği bilgiler bu sermaye grubunun yönetici ve hissedarlarının eline ülkenin geri kalan kısmından en az bir gün önce geçmiştir. Borsa işlemlerinde dakikaların hatta saniyelerin insanları zengin ettiği ya da batırdığı bir dönemde röportaj verdiği sermaye grubuna haksız bir avantaj sağlamıştır Hafize Hanım.

Sermaye grupları arasındaki bir iş bu, bizi de ilgilendirmez, diye düşünenler yanılırlar bence borsada hiç de küçümsenmeyecek sayıda küçük yatırımcı var. Hanımefendinin röportaj verdiği sermaye grubuna önceden vermiş olduğu bilgiler bunlardan pek çoğunun silinmesine yol açabilir.

İkinci olarak şunu ifade edebilirim:

Ülkenin ekonomi politikalarına yönelik fikir beyan etmek Merkez Bankası Başkanı’nın görevi değildir. Artık daha fazla kemer sıkılamayacağını ifade etmek kulağa hoş gelen bir cümle oluşturabilir. Ancak bu çok tehlikeli bir popülist yaklaşımdır. Hafize Hanım’ın ağzından çıkan bu sözler, asgarî ücrette, memur/emekli maaşı tespitinde, kredi kartı kullanımında bir dizi beklentiye yol açacak özellikte. Bir adım daha ileri gideyim, şu anda izlenmekte olan ekonomi politikaları ile çelişki hâlinde bu ifade. Onun kemer sıkma ile ilgili olarak kullandığı cümleyi söz gelimi ben kullanmış olsam “yine muhalif damarı kabarmış adamın” der insanlar ama Merkez Bankası Başkanı unvanına sahip biri kullanınca bu cümleyi, beklenti oluşur ve oluşan beklenti de izlenmekte olan ekonomi politikalarına olumsuz etki olarak yansıma yapar. Daha da kötüsü siyaset Hafize Hanım’ın ifade ettiği cümlenin tersine adımlar atarsa (ki muhtemelen öyle olacak) büyük ölçüde prestij kaybeder ve koltuğu sallanmaya başlar.

Merkez Bankası Başkanı olarak onun görevi izlenen ekonomi politikaları hakkında fikir beyan etmek değil, enflasyonla mücadele etmek ve ülke parasının değerini korumak için gerekli önlemleri almaktır. Söz gelimi bugün karşılığında sadece 7 $ alınabilen en büyük TC banknotunun daha anlamlı bir değere ulaşabilmesini sağlamak için çaba sarf etmektir örneğin.

Üçüncü olarak Merkez Bankası Başkanı fonlara danışmanlık yapmaz. Bu göreve atanmadan önce yapmış olduğu işlerden kalan alışkanlıkla yatırım danışmanı gibi davranmış kimi zaman ve bu yaptığını da açıkça ilan etmiş röportajında. Bana öyle geliyor ki hanımefendi bu cümle ile Wall Street’e bir mesaj verip “unutmayın, burada sizden biri var” demek istemiş.

“Yabancı yatırımcı girecekse şimdi girecek. Daha sonra çok daha düşük bir getiriden gireceği belli” cümlesini başka türlü yorumlayamıyorum.

Bunun dışında bir cümlesi daha dikkatimi çekti Hafize Hanım’ın “Biz çıkarın dediğimiz için bankalar mevduata verilen faizleri artırdı” deyiverdi durup dururken. Beni hiç ilgilendiren bir konu değil bu. Banka hesabımda emekli maaşımdan başka bir şey yok. Neden ilgileneyim ki? Ancak bir ekonomist gözü ile baktığımda bu cümleyi “biz bankaları kendi komutamız altına aldık” diye okuyorum. Elbette benim sorunum değil ama “serbest piyasa ekonomisi” denilen şeyi savunan bir yönetimde böyle bir cümle kullanılması çok abes olmuş. Hafize Hanım’dan beklemezdim doğrusu.

Devleti tek başına yönetme iddiasında olan adama gidip de kendisini yönlendirmesini istemesi de üstlenmiş olduğu görev ile bağdaşmayan bir davranış gerçi ama bu konudan söz etmeye gerek yok sanırım. Sadece kendisi değil ülkenin tüm bürokratları ve kabine üyeleri de öyle yapıyorlar. Tek adam yönetiminin doğal sonucu. Yine de şunu ifade etmekte yarar görmekteyim:

“Nasıl savunma sanayiinde önümüzü açtıysanız, bize üç alan söyleyin şahlandıralım” demiş devlet aygıtının tepesinde oturan kişiye. Bu cümleyi okur okumaz “Yahu” dedim kendi kendime “Kabinenin gelecek stratejisini yansıtan beş yıllık plan ilan edilmiş ve bu plan tahtında hazırlanmış olan orta vadeli program kamuoyu ile paylaşılmışken bu diyalog ne demek oluyor?” Demek ki devlet aygıtının başında oturmakta olan şahsın ağzından çıkacak sihirli (!) sözcükler ülke ekonomisini şahlandırmak için ilham verecek Hafize Hanım’a. Komik ötesi bir durum var ortada.

Bir yandan da tüm küresel ekonomi ideologlarının cansiperane biçimde savundukları ve gerek merkez sağ gerekse merkez sol partilerin dillerinden düşürmedikleri “Merkez Bankası’nın bağımsızlığı” kavramının gerçekte basit bir söylence olduğunun kanıtı bu diyalog.

Bunun dışında röportaj içinde söyledikleri ise daha çok magazinsel kanaatime göre. Apartman görevlisi Sadık Efendi ile tanışmamız hoş bir fantezi örneğin. “Bir insanın on evi olmamalı” tadındaki söyleminde ise bir eleştiri var, var olmasına da kimi aklı evvellerin sandıkları gibi gelir dağılımındaki dengesizliğe yönelik bir eleştiri değil bu yaptığı. Hanımefendi parasını gayrimenkule yatıranları eleştiriyor. Yeni konut almaktan vazgeçmelerini ve ihtiyaç fazlası konutlarını satıp banka/borsa/yatırım fonu gibi araçlara yönelmelerini önermekte birden fazla ev sahibi olan insanlara. Türkiye koşullarında bu öneri ilgi görür mü? Bilemeyeceğim.

Her neyse, bu röportaj, devlet yönetiminin son derece ciddiyetsiz bir biçimde gerçekleştiğini kanıtlamakta ise de bence başka anlamlar da içermekte. Hafize Hanım hayata yeni atılmış genç bir doktora öğrencisi değil hayli deneyimli bir insan. Nerede nasıl davranması gerektiğini de bilmekte olduğunu sanıyorum. Bu nedenle hanımefendinin saçını at kuyruğu yapıp eşofmanlarını giyerek marketlerde fiyat kontrolüne çıktığını inandırıcı bulmadığım gibi (bütün maketlerin bütün fiyatlarını istenirse karşılaştırmalı olarak Internet ortamında görebileceğini bilecek kadar yatkın bir teknolojiye), bu röportajı da spontane bir biçimde vermiş olabileceğine ihtimal vermiyorum.

Bana kalırsa bu röportaj istifa mektubudur Hafize Hanım’ın.

Küresel sermaye aktörlerinin kendisine vermiş olduğu “yardımcı kayyumluk” görevinde pek de başarılı olamadığı, sermayenin beklentileri ile siyasetin beklentileri arasında uyum sağlayamadığı, bütün bunlardan daha önemlisi yerel seçimler sonrasında ülkede yaşanmakta olan toplumsal krizin derinleşeceğini gördüğü için koltuğunu terk etmeye hazırlanmakta hanımefendi. Biraz meraklı olan herkesin gördüğü bir durum bu. Örneğin kendisinin başında bulunduğu kurum 2024 yılı enflasyon beklentisini %36-%40 arasında çıpaladı. Bunun tercümesi ise 2024 yılında TCMB politika faizinde önemli bir artış olmayacak demek. Hatta düşük bir olasılık bile olsa sembolik bir faiz indirimi de yapılabilir 2024 yılında (PPK’nin almış olduğu son karar yani politika faizinin %42,5 seviyesine çıkarılması bu olasılığı güçlendirdi. Ocak ayında piyasalar pek hareketli olmazlar bu yüzden bir değişim beklenmez ancak şubat sonunda tekrar %40’a çekileceğini ve bir süre yatay seyir izleyeceğini düşünüyorum faiz oranlarının. Kaldı ki kredi kartı faizlerinin sabit tutulması da bu öngörümü güçlendiren bir karar). Oysa yabancı piyasaların beklentisi farklı. Söz gelimi IMF %46, OECD ise %47,4 enflasyon öngörmüş 2024 Türkiyesi için. Arada en az 6 en çok da 11,4 puanlık bir fark var. Bunun anlamı açık. Eğer faiz oranları bu seviyelerde belirlenmezse son zamanlarda yavaş da olsa gelmeye başlayan yabancı yatırım (Burada söz konusu olan dolaylı yatırım yani borsada hisse senedi veya bankalardan devlet tahvili alımı. Doğrudan yatırım için uygun değil ülkenin şartları) tekrar geri döner. Toparlanmaya başlayan döviz rezervleri tekrar erime sürecine girer. Ekonominin ayakta durabilmesi için gerekli olan yabancı paranın tedariki güçleşmeye başlar yeniden. Böyle olunca da yabancı paralar karşısında yine değer kaybetmeye başlayan TL ile karşılaşılır. Yabancı sermaye beklentilerinin karşılanması için yerel seçimlere kadar sabreder. Sonrasında ise adım adım uygulanır yukarıda açıklamaya çalıştığım senaryo.

Bu senaryonun hayata geçirilmesi sermayeyi değil ama emekçi yığınları çok olumsuz etkiler doğal olarak. Siyasi iktidar yine prestij kaybeder emekçi yığınlar nezdinde. Böyle bir durumda yönetimin başındaki adamın yapacağı iş belli. Parayı yöneten bürokratı görevden alır ve onu günah keçisi ilan eder. Yaşanmış ve yaşanacak hiçbir olumsuzlukta onun suçu yoktur (!) ne de olsa. Yerel seçimler sonrasında ülkede yaşanması olası “kara tablo”nun mimarları arasında adının yer almasını istemiyor Hafize Hanım. Böyle bir olasılık hanımefendinin vatandaşı olduğu ülkedeki piyasasını olumsuz etkileyip cazip bir iş olanağı bulma fırsatlarını engelleyebilir. Oysa kendisi kariyer planının bundan sonraki aşamasını yine vatanında (yani ABD’de) yatırım danışmanı olarak sürdürmek istiyor. Yukarıdaki senaryo onun Merkez Bankası Başkanı olduğu dönemde gerçekleşir bir de üstüne görevden alınırsa siyasi otorite tarafından CV’si lekelenir. Böyle bir durumun gerçekleşmesinden çok korkmakta. Yukarıdaki senaryo yürürlüğe girmeden önce terk edecek koltuğunu. Şimdiden hazırlık yapmış. Büyük yankı uyandıran röportaj onun niyetinin ilanı gerçekte. 2024 bitmeden vatanına (!) kavuşmayı ve burada yaşadığı dönemi mümkün olan en az hasarla atlatmayı koymuş kafasına.

Dolayısı ile, annesinin evine yerleşmiş olması İstanbul’daki ev kiralarının yüksekliğinden daha çok buralarda kalıcı olmayı düşünmemesinden kaynaklanıyor kanaatime göre.

Hanımefendi önümüzdeki yaz aylarında vatanına dönmeyi planlıyor besbelli.

Yoksa siz hanımefendinin gerçekten pahalı olduğu için mi ev kiralayamadığını düşünüyordunuz?

*Kaldıraç Dergisi’nin Ocak 2024 sayısında yayınlanmıştır.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz